Hoşgeldin Ramazan ! Header Right

Ana Sayfa Şifremi Unuttum Kimler Online Bölümleri Okundu Kabul Et Üye Listesi Son Konular
Geri git   Bilgi Denizi » Sağlık Dünyası » Sağlık
Kayıt ol Yardım Bölümleri Okundu Kabul Et Chat Odaları Canlı maç sonuçları Anahtar Kelimeler

Bilgi Denizi´ne Hoşgeldiniz.
Sitede Bulmak İstediklerinizi Arayarak Bulabilirsiniz
Sitede Bulmak İstediklerinizi Arayarak Bulabilirsiniz
Anahtar Kelimeler: ,

Konu Bilgileri

KANSER NEDİR

Cevap: 0 Görüntüleme: 114
Yeni Konu aç Cevapla
 
Son konular Seçenekler Stil
Alt 14-06-2008, 01:03   #1
Woody
Admin
 
Woody - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Ruh Halim:
Standart KANSER NEDİR



KANSER NEDİR?
•ana gelen ve hücreleri kontrolsüz büyüyen kötü huylu tümörlere verilen genel addır.

• Kanser, genellikle kontrolden çıkan hücrelerin sürekli çoğalmalarıdır.

• Kanserler, malignant (kötü huylu) tümörlerdir; yani benign (iyi huylu) tümörlerin aksine başka dokulara sızma ve yayılma (metastaz) özelliği gösterir.

Kanserli hücreler neden sürekli bölünürler?
Kültürde, normal hücreler komşu hücrelere yapışarak ilişkilerini devam ettirirler. Bu yapışma (adhezyon) noktalarında hücrelerde elektronca yoğun bir plak oluşur. Bununla birlikte, hücrelerin ameboid uzantılarında yavaşlama ve durma görülür. Bu olaya kontak inhibisyon denir. Bu şekilde, hücre bölünmesi kontrol edilir. Deneysel olarak, normal hücreler bir kültür ortamında kendilerine sağlanan ortam şartları ne kadar iyi olursa olsun kontak inhibisyon nedeniyle tek tabaka oluşturduktan sonra daha fazla çoğalmazlar. Çünkü, bölünme sınırlı sayıda olur. Fakat, kanser hücreleri sürekli çoğalarak birkaç tabakalı düzensiz kitleler oluştururlar. Bu da kanser hücrelerinde kontak inhibisyon kaybı olduğunu göstermektedir.

Kanser nasıl oluşur?
Kanserlerin yaklaşık %80-90’ı çevresel ve/veya davranış faktörleri tarafından meydana gelir ve önlenebilme potansiyeli vardır. Kalıtım yoluyla kanser meydana gelme olasılığı çevresel faktörlere oranla çok daha azdır.
x-ışınları, uv (ultraviyole-morötesi) ışınları gibi fiziksel ve bazı ilaçlar, polisiklik aromatik hidrokarbonlar gibi kimyasal faktörlerin yanında virüsler de biyolojik olarak normal karaktere sahip bir hücre kültürünü transforme ederek kanser oluşturabilirler.
Kimyasal karsinojenler, tümörü ya uygulandığı yerde (örn: cilt) veya absorbe edildiği yerde (örn: bağırsak) ya da metabolizmanın durumuna göre karaciğer, böbrek gibi organlarda, bazen de direkt olarak alakası olmayan bir yerde meydana getirirler. Fakat, karsinojene maruz kalma kanser oluşturmak için tek başına bir sebep değildir. Karsinojenler ancak uygun yer ve zamanda kanser oluşturabilirler.

Sayabileceğimiz bazı kimyasal karsinojenler şunlardır:

¨ Hidrokarbonlar: baca temizleyicileri, boya endüstrisinde kullanılan maddeler
¨ Aflatoksin ( küf mantarı tarafından sentezlenir)
¨ Nikel, krom
¨ Sigara (nikotin, tar)
¨ Yiyecek katkıları
¨ Birçok ilaçlar
¨ Parfümlerde kullanılan bazı kimyasallar

Fiziksel faktörlerin, kanserojen kimyasal maddelerin veya onkojenik (kansere neden olan) virüslerin konak hücre genomu ile etkileşimleri sonucu hücreler değişmekte ve farklı antijenite kazanmaktadır. Bir normal hücrenin kontrolden çıkarak hızla bölünmesiyle oluşan kanserli hücrede birçok anormal doku antijeni belirmektedir. Tümör hücrelerinde yeni yeni antijenler oluşmakta ve normal antijenlerin kaybına veya değişikliğine neden olabilmektedir. Erken fötal dönemde, normalde bulunan protoonkogenlerin ( kansere sebep olabilme potansiyeli olan gen) farklılaşmasıyla anormal genler oluşmakta ve bunlara selüler onkogenler adı verilmektedir.

İmmün sistem (bağışıklık sistemi) ve kanser oluşumu arasındaki ilişki
Bağışıklık sistemi yabancı doku antijenlerini kolayca tanıyabilir ancak, tümör dokusunu organizmadan kolayca atamaz. İnsanda bir saniyede bir milyara yakın hücre çoğalması olmakta ve somatik olarak bunların birkaçı, günde yüzlercesi mutasyonla farklı hücreler oluşturmaktadır. Bu farklı hücrelerin temizlenmesinde hücresel immün cevap mekanizması rol oynamaktadır. Buna, immün sistemin kansere karşı “immün denetimi” denmektedir. İmmün sistem, tümör oluşumunu denetlemekte, aynı zamanda tümör hücresi ve antijenlerine karşı immün cevap çıkarmaktadır. Hücresel immün cevap baskılandığı zaman kanser oluşumu artmaktadır.
Yenidoğan ve yaşlılık dönemlerinde immün cevap mekanizması zayıflamaktadır. Yaşlılarda prostat kanseri, çocuklarda nöroblastoma sık görülmektedir. İmmün sistemi baskılayıcı ilaç kullananlarda tümör oluşumu riski artmaktadır. İmmün sistem bozukluğu olan hastalarda da bazı kanser tipleri gelişebilmektedir.

Kanser neden öldürür?
Kanser hastalarının çoğu, kalp hastalığı veya başka enfeksiyonlar gibi kanserle ilgisi olmayan nedenlerden dolayı ölür. Tümörün bulunduğu bölge ve tümörün yayıldığı bölgenin büyüklüğü ölümü direkt veya indirekt olarak etkileyen nedenlerdir. Ölümün temel nedeni, beyin, akciğer, karaciğer gibi hayati önemi büyük olan organlarda tümör oluşması veya tümörün bu organlara yayılmasıdır.

Kanser teşhis eden köpekler
Son olarak, kanseri teşhis edebilmek için günümüzde kullanılagelen metodlara alternatif olabilecek yeni bir araştırmadan bahsetmek ilginç olacaktır sanırım.
Schnauzer türü köpek, derideki ben kanserlerini (melanoma) tanı yapılmadan önce, koklayarak teşhis edebilmektedir.
Bazı hastalarda melanoma kolay gözükmeyecek bir yerde olabilir. Melanomaların %20’si bu nedenle teşhis edilememektedir. Florida’lı eski polis köpekleri terbiyecisi Duane Pickel, bir kanser uzmanının da yardımıyla, bu köpeği hemen hemen hiç yanılmadan melanoma tanır hale getirmiştir. Tıp kitaplarına “Köpekle Tanı” diye bir bölüm eklenecek mi dersiniz?
Ülkemizde 1970’li yıllarda sebebi bilinen ölümler arasında 4. sırada yer alan kanser, son yıllarda kardiyovasküler sistem hastalıklarından sonra 2. sıraya yükseldi.

Kanserin sebebi nedir?
Çevresel ve içsel nedenler olarak ikiye ayrılabilir. Çevresel nedenler (kimyasal, radyasyon, viruslar gibi) ve içsel nedenler (hormonal, bağışıklık bozuklukları, kalıtsal mutasyonlar ve diğer genetik nedenler gibi) birlikte veya ardışık olarak hücreleri etkileyerek uzun yıllar içinde kansere yol açabilirler.

Hangi organlarda kanser olur?
Kanser tek bir hastalık olmayıp, vücuttaki tüm doku ve organlarda kanser gelişebilir.

İyi huylu ve kötü huylu tümör ne demektir?
İyi huylu tümörler kanser değildir. Başka bölgelere yayılmazlar. Tamamen çıkartıldığı zaman genellikle tekrarlamazlar. Kötü huylu tümörler ya da kanser ise komşu organ ve dokulara yayıldığı gibi, lenf ve kan yoluyla uzak organlara da yayılır. Uzak organlardaki yayılımına metastaz (yayılma) denir.



Kanser ne sıklıkla görülen bir hastalıktır?
Erişkinlerde her yıl 100 bin nüfus için 150-300 kişi kansere yakalanır. Ülkemizde her yıl 150 bin kişinin kansere yakalandığı tahmin edilir.

Kanserden korunmak mümkün mü?
Sigara ve alkol kullanımı ile gelişen kanserlerin önlenmesi mümkün. Bu maddelerin kullanılmaması ile tam koruma mümkün olur. Ayrıca güneş ışınlarından korunma ile deri kanserinden çok yüksek oranlarda korunmam mümkün. Kanserden korunmada beslenmenin de rolü büyük.

Kanserden nasıl korunabilirsiniz?
Sigara içmeyerek, beslenme alışkanlıklarına ve yaşam tarzına dikkat ederek, güneş ışınlarından korunarak kanserden korunmak mümkün.
Sigara ve tütün kullanımından kaçınmak:
Sigara ve tütün ürünlerinin akciğer kanseri, ağız, yutak (farinks), soluk borusu (larinks), yemek borusu, pankreas, rahim ağzı (serviks), böbrek ve idrar torbası (mesane) kanserlerine yol açtığı kesin olarak biliniyor. Bu nedenle sigarayı içmeyerek bu kanserlerdenkorunubilirsiniz.
Sadece sigara içenler değil, pasif sigara içicileri de bu hastalıklara karşı risk altında bulunur.
Beslenme ve diyet:
Bitkisel kaynaklı besinlerin fazla tüketilmesi, özellikle hayvansal kaynaklı yüksek yağlı gıdaların sınırlandırılması, bitkisel yağların tercih edilmesi, fiziksel olarak aktif olup, egzersiz yapılması ve ideal ağırlığın korunması, alkol tüketiminin sınırlandırılması kanserden korunmada etkin rol oynuyor.
Güneş ışınlarından korunma:
Bazal ve skuamöz hücreli deri kanserleri güneş ışınlarına maruz kalma sonucunda ortaya çıkıyor. Bu nedenle güneş ışınından korunulması ile bu kanserlerin gelişimi engellenebilir.



Erken tanı işe yarar mı?
Kişilerin kendi kendini muayenesi, kontrol muayeneleri ve taramalar ile erken tanı mümkün. Böylece hastalığı daha erken tanı konulabildiğinden tedavi şansı da yükseliyor. Buradan hareketli hiç şikayeti olmayanlar bile düzenli doktor kontrolleri yaptırmaları öneriliyor.
Erken tanı için bazı öneriler:
Meme kanseri:
40 yaş ve üzerindeki kadınlar her ay kendi kendine meme muayenesi yapmalı, yılda bir kez doktor muayenesi ve mamografi yaptırmalı. 20-39 yaşındaki bayanlar ise her ay kendi kendine meme muayenesi yapmalı, 3 yılda bir de mamografi yaptırmalı.
Kalın Bağırsak Kanserleri:
50 yaşından sonra dışkıda gizli kan testi, belirli aralıklarla sigmoidoskopi, kolonoskopi ve bağırsak filmi çekilebilir. (Ayrıntı için doktorunuza danışınız.)
Rahim kanserleri:
Cinsel olarak aktif olanlar ve 18 yaşın üzerinde olanlar yılda bir kez PAP testi ve pelvik muayene yaptırmalı. Ardışık üç muayene normalse daha seyrek yapılabilir.
Prostat kanseri:
50 yaş ve üzerindeki erkekler yılda bir kez doktor muayenesi ve PSA (prostat spesifik antijen testi) yaptırmalı.

Kanserin başlıca belirti ve bulguları nelerdir?
Kanserin belirti ve bulguları köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden kontrol muayenelerinde kanser tanısı konulabilir.
Aşağıdaki belirtilere dikkat edin:
Dışkılama ve idrar alışkanlıklarında değişiklikler
Uzun süren, iyileşmeyen yaralar
Beklenmeyen kanama ve akıntılar
Meme veya başka organlarda elle hissedilen şişlikler
Yutma güçlüğü veya hazımsızlık
Siğil ve benlerde belirgin değişiklik
Uzun süren ses kısıklığı ve öksürük

Bu bulgular her zaman kanser demek değildir. Ancak nedenlerinin belirlenmesi için mutlaka bir doktora başvurulması gerekir. Kanser bulaşıcı bir hastalık olmayıp, erken tanısı ve tedavisi mümkün bir hastalık grubudur.

Kanser nasıl tedavi edilir?
Cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, hormonoterapi, immünoterapi başlıca tedavi yöntemleridir.

Kanserden kurtulmak ne oranda mümkündür?
Tüm kanser türleri birlikte değerlendirildiğinde erişkin kanserlerinde % 60, çocuk kanserlerinde ise % 77 oranında iyileşme mümkündür. Ancak hastalığın cinsi, yaygınlığı, uygulanan tedavi gibi bazı faktörler tedavi şansını doğrudan etkiler.
Tıp Dünyası Kanserle Mücadelede Yalnız Değil


Kanser hastalığı, yıllardır tüm dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri olarak karşımızda duruyor. Tüm dünyayı ilgilendiren bir problem olan bu hastalığa karşı tıp dünyasında önemli başarılar kazanılsa da, kanser hastası sayısı dünyanın tüm bölgelerinde artmaya devam ediyor.

Günümüzde, tüm dünyada 20 milyonu aşkın kanserli var, her yıl,10 milyon kişi kansere yakalanmakta, 2003 yılında 6 milyon kişi kanserden öldü ve 2020 yılına kadar bu rakamın 10 milyona ulaşması bekleniyor.

Ancak, biraz önce de belirttiğimiz gibi, tıp dünyasında kanserle mücadelede her geçen gün yeni gelişmeler yaşanıyor ve kanserle mücadelede çok önemli yol alındı. Cinsine, yaygınlığına ve hangi organda olduğuna göre değişiklikler gösteren bu hastalıkta, özellikle meme,prostat,testis,tiroid,hodgkin gibi kanserlerin tedavisinde başarı şansı yüzde 90’lara ulaştı.

Fakat, kanserle savaşta sadece tıp alanındaki çalışmalar yeterli olmuyor. Bu konuda, halkın desteği ve çalışmaları da önem arzediyor. Özellikle, Kanser hastalığına neden olan sigara, radyasyon, virüs ve yanlış beslenme gibi dışsal nedenlerle mücadelede halkın bilinçlendirilmesi ve halka yol gösterilmesi önemli.

Bu konuda da tabi en önemli görev sivil toplum örgütlerine düşüyor. Biz de Türkiye’de kanserle mücadelede kurulan ilk sivil toplum kuruluşu olan Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Genel Başkanı Prof. Dr. M.Tezer Kutluk ile, kurumun çalışmaları, kanserin nedenleri, kanserden korunmanın yolları ve tedavi yöntemleri konularında konuştuk.

Kurumunuzun çalışmalarından bahseder misiniz?

Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu, 1947 yılında zamanın önde gelen bilimadamları, politikacıları, toplum liderleri tarafından kurulmuştur.Kuruluşundan günümüze gönüllü olarak çalışmalarını sürdüren derneğimiz, 8 ildeki şubeleri aracılığıyla kansere karşı savaşmaktadır. Kanserle savaş, kanserden korunmak, erken tanı, tedavide başarı şansını arttırmak, psikososyal yaraların sarılması, hastanın tedavisi ve rehabilitasyonudur. İşte bu konularda kurumumuz, kanser tedavisinde halka yol göstererek, korunma ve tedavi yöntemleri konusunda halkı bilinçlendirerek, kanser araştırmalarına destek sağlayarak, kanserle ilgili sağlık çalışanlarıyla toplantılar yaparak, kurslar ve halka yönelik paneller düzenleyerek, medyayla ilişkiler kurarak kanserle savaşmaktadır.

Diğer kurumlarla işbirliğiniz ne ölçüde ? Özellikle yurt dışındaki kurumlarla işbirliği geliştirmede ne gibi güçlükler yaşıyorsunuz?

Türkiye’de bu alanda ilk kurum olma özelliğimizden dolayı Uluslar arası Kanser Savaş Örgütü’yle çok ciddi dayanışma içindeyiz. Üyesi olduğumuz bu cemiyetin katkılarıyla, kanserli hastaların- fakir hastaların kalabileceği bir hasta evine destek olmaktayız.Avrupa Kanser Ligi’nin üyesiyiz.Dolayısıyla Avrupa’da bu konuda ne gelişme oluyor takip edebiliyoruz, insanları nasıl bilgilendiririz diye bilgi alışverişinde bulunuyoruz. Ülkemizdeki üniversitelerle, sağlık kuruluşlarıyla iş birliği yapıyoruz. Ama tabi Kanser Kurumu sonuçta gönüllü ve kendi yarattığı kaynaklarla ayakta durabilen bir kuruluş; o nedenle halkımızın desteklerine ihtiyacımız var.Bu, her zaman maddi destek olmak zorunda değil,halkımızın, kurumumuzun tanınırlığına, kurumumuzun çalışmalarına verecekleri destek sonuçta halkımıza dönecek. Çok güzel bir örnek var elimizde, Gaziantepli bazı meslektaşlarımız, Genel Merkezimiz ve özellikle Gaziantep halkının büyük desteğiyle Gaziantep’te bir tane kanser hastanesi kurduk.

Çalışmalarınızda maddi yönden sıkıntılar yaşıyor musunuz?

Maddi sıkıntı içinde değiliz, ama gönül ister ki, biz daha fazla kanser hastasına yardım edebilelim, kanserden korunmayla ilgili çalışmalara daha fazla kaynak ayırabilelim ve kanser araştırmalarına daha fazla para harcayabilelim. Bu tür şeyleri yapabilirsek çok daha iyi şeyler yapabilecek bilgi birikimimiz, tecrübemiz ulusal ve uluslararası işbirliği yapabilecek olanaklarımız var.

Sağlık Bakanlığı’yla ilişkileriniz hangi düzeyde, çalışmalarınızda devlet desteği alıyor musunuz?

Biz devletten para desteği almıyoruz, çünkü biz devlete yardımcı olmalıyız diye düşünüyoruz.Halkın bize vereceği bağışlarla bu kurumu daha fazla yükseltirsek bu kuruma sağlanan para yine halka dönecektir.Gaziantep’teki hastanemize trilyonlarca para harcandı.Ahmet Andiçen Hastanesi açıktır.Kaç seneden beri hizmet etmektedir.Bu tür hizmetler halkımıza dönüyor.Sivil toplum örgütleri destek veriyor ama halkımızın duyarlılığı önemli.Halkımızın kurumları iyi tanımaları lazım.Bizi tanımak isteyen herkese açığız.Onların istediği şekilde kendimizi tanıtmaya,oturmaya,konuşmaya hazırız.Web Sayfamız aktif ve web sayfamızdan kanserle ilgili soruları cevaplamaya çalışıyoruz.

Toplumda Kanser hastası sayısı artıyor mu?

Tabi, nüfus arttığı için toplumda kanserli birey sayısı artıyor tabi ki. Yaşlı nüfus arttığı için yaşlı hastalık olan kanser daha fazla artıyor. Ama kanserli hasta sayısı artmasına rağmen bireyin kanser olma ihtimalinde patlama tarzında bir artış görülmemektedir.Tıp artık eskisi gibi değil.Modern görüntüleme yöntemleri yani radyolojik yöntemler ile tıpta teşhis artıyor.Eskiden hekimlere kanser tedavi edilmez diye gelmeyen insanlar, tedavi ve teşhis imkanlarındaki bu gelişmelerle birlikte geliyorlar.

Kanser Hastalığı, yıllardır en önemli ölüm nedenlerinden biri olarak karşımızda duruyor. Tıp Dünyasında, bu hastalığa karşı her geçen gün yeni gelişmeler yaşanmasına rağmen hala kökten bir çözüm üretilemedi.Sizce modern teknoloji bu hastalığı sıradan bir hastalık haline getirebilecek mi?

Kanser, sıradan bir hastalık haline mutlak gelecektir, gelmekte bile. Kanser tek bir hastaık olmayıp, vücuttaki tüm doku ve organlarda gelişebilmektedir.Kanser, hangi organda olduğuna göre, yaygınlığına göre değişmektedir. Tek bir kanserin tedavisi diye bir şey yok.Kanserin tedavisi var, cerrahi (ameliyat), radyoterapi (ışın tedavisi), ve kemoterapi (ilaç tedavisi) başlıca tedavi yöntemleri. Başka tedavi yöntemleri de var tabi; ama başlıca tedavi yöntemleri bunlar.Bu yöntemlerle, çocuk kanserlerinde tedavi şansı yüzde 78’e çıktı; erişkin kanserlerinde ise yüzde 63’e ulaştı.Ancak bu oranların bir şartı var.Doğru zamanda, doğru yerde ve doğru tedaviye ulaşmak kaydıyla. Yüzde 63 yüksek bir rakam değil denilebilir ancak bu oran 1970’lerde yüzde 40’larda, yüzde 50’lerdeydi.Bu oran günümüzde, meme kanserinde yüzde 90’ları çoktan aştı.Prostat Kanseri, testis, yumurtalık kanseri bunlarda tedavi şansı çok daha yüksek. Akciğer ve Karaciğer kanseri daha zor. Zor ama onlarda bile tedavi yöntemi var. Yani kanserin tedavisi var. Son yıllarda bu tedavi yöntemlerindeki özellikle moleküler alanlardaki gelişmeler bizi çok daha fazla umutlandırmakta.

Kanserde erken tanı ve tedavinin önemi biliniyor.Kanserin belirtileri nelerdir, insanlar hangi durumlarda bir sağlık kurumuna başvurmalı?

Şunlar kanser belirtisidir şunlar değildir diye bir şey yok; ama şunlar söylenebilir: dışkılama ve idrar alışkanlıklarında değişiklikler, iyileşmeyen yaralar, beklenmeyen kanama ve akıntılar, meme ve başka organlarda elle hissedilen şişkinlikler, yutma güçlüğü ve hazımsızlık, siğil ve benlerde belirgin değişiklikler, uzun süren ses kısıklığı ve öksürük.Tabi bu belirtiler her zaman kanser değildir. Erken tanı diyelim ama bir taraftan da panik ve kanser paranoyası yaratmamamız lazım.İnsanlarda her yetişkin insanın ve çocuğun doktor kontrollerine belirli periyotlarla gitmesi lazım; ama erken teşhis için Uluslararası Kanser Cemiyetleri’nin bazı kanser türlerine yönelik özel önerileri var.Bunlardan bir tanesi meme kanseri. 40 yaş üzeri bayanlar, kendi kendine meme muayenesi ve mamografi yaptırmalı; 20-39 yaşındaki bayanlar ise her ay kendi kendine meme muayenesi yapmalı, 3 yılda bir de mamografi yaptırmalıdır. Mamografi röntgendir, hiçbir zararı yoktur. Kalın bağırsak kanserlerinde ise, 50 yaşından sonra dışkıda gizli kan testi, belirli aralıklarla sigmoidoskopi, kolonoskopi ve bağırsak filmi çektirilmelidir. Rahim kanserinde de, cinsel olarak aktif olanlar, 18 yaşın üzerinde olanlar yılda bir kez PAP testi ve pelvik muayene yaptırmalıdır. Prostat Kanserinde, 50 yaş üzerindeki erkekler yılda bir kez doktor muayenesi ve PSA yaptırmalıdır.

Kanser hastalığının önemli bir nedeni olan sigaranın, kullanım oranı ülkemizde günden güne artarken, kullanım yaşı da gittikçe düşüyor. Bu konuda sizce ne gibi önlemler alınabilir?

Sigara kullanımına artık alışkanlık demiyoruz, sigara bağımlılık yapar diyoruz. Sigara aynen kokain, eroin v.s. gibi psikoloji kitaplarında bağımlılık yapan maddeler arasında.Ama uluslar arası sigara devleri söz konusu olunca sigara hala yayılmaya devam ediyor. Ancak, geçtiğimiz yıl kasım ayında Türkiye’nin de içinde bulunduğu yüzü aşkın ülke, dünya sağlık teşkilatının önderliğinde ilk defa bu ölçekte büyük bir toplumsal sağlık anlaşmasına imza attı. Kırk ülkenin parlementosundan geçtikten sonra bu yasalaşacak dediler.Kırkıncı ülkenin parlementosundan da geçti. Buna göre, uluslararası anlaşma 28 Şubat’tan itibaren yürürlüğe giriyor.

Bu yeni yasa sigarayla mücadelede ne gibi yenilikler getiriyor?

Yasaya göre sigaraya getirilen kısıtlamalar daha da artacak. Bizim 1996’da çıkan bir yasamız var. Bazı yasaklar var ama bazı konular belli değildi. Yeni yasa bu konuda daha net.Sigara konusunda light sözcüğünün kullanılması insanları korumuyor.Light sigara en az diğerleri kadar zararlı ve kanserden korumuyor.Yeni yasa gereğince paketin önemli bir bölümünü kaplayacak yazılar olmak zorunda, kapalı yerlerdeki sigara kullanımıyla ilgili yasaklar daha ciddi daha kararlı uygulanarak takip edilecek, yasal yaptırımlar da uygulanmak zorunda. Türkiye’nin de imza attığı uluslararası yasa bunu getiriyor, bu kaçınılmaz iki kere iki dört. Sigara içiyor olabilirsiniz ama sigara içenlerin bile sigaraya karşı savaşması lazım.Sigaraya başlama yaşı toplumumuzda on bir yaş civarında. Yaklaşık 68 milyon nüfusu olan Türkiye’nin 20 milyondan fazla insanı sigara içiyor. Türkiye’de kadınlarda ve erkeklerde akciğer kanseri giderek artıyor. Kanser hastalıklarında birinci sırayı akciğer kanseri alıyor.

Kanserden korunma yolları nelerdir?

Sigara içilmemeli ve sigara içilen ortamlardan uzak durulmalı,beslenme ve diyette dikkat edilmeli, örneğin; bitkisel kaynaklı besinlerin daha fazla tüketilmesi, özellikle hayvansal kaynaklı yüksek yağlı gıdaların sınırlandırılması, bitkisel yağların tercih edilmesi, fiziksel olarak aktif olup egzersiz yapılması, ideal ağırlığın korunması ve alkol tüketiminin sınırlandırılması kanserden korunmada yararlıdır. Enfeksiyonlara gelecek olursak Hepatit B taşıyıcıları hepatitten kurtulsalar bile ileriki dönemde karaciğer kanserine eğilim artıyor. Bu nedenle Hepatit B aşısı zaten daha yaygın kullanılır oldu, bununla birlikte gelecekte karaciğer kanserinde bir azalma bekliyoruz. Güvenli seks sadece AIDS ‘ten değil rahim ağzı kanserinden de koruyor. Bunları yaptığımız zaman kanser sıklığında azalma mümkün.

Kanser hastalığının Türkiye’de dağılımına bakıldığında ortaya nasıl bir sonuç çıkıyor?

Zaman zaman basında televizyonda çıkıyor Karadeniz’de kanser falan patladı diye bunun için düzgün kanser kayıtları gerekiyor. Tüm Türkiye’den çok düzenli veri gelmediği için çok sağlıklı kanser kayıtları mevcut değil ama bir bölge bir bölgenin beş katı gibi büyük farklılıklar yok.




Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Sitesini Başlangıç Sayfanız Yapın!




Ziyaretçi Sayısı






HIV / AIDS NEDİR?
HIV Nedir?
Human Immunodeficieny Virus (İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü) kelimelerinin baş harfleri ile adlandırılmış HIV virüs, bağışıklık sisteminin içine yerleşerek, bireyin bağışıklık sistemini zayıflatan bir virüstür.
HIV Pozitiflik Nedir?
Kanında HIV virüsü bulunan kişilere HIV pozitif denir. Bu kişiler aynı zamanda kanında antikor bulunan seropozitif (Anti-HIV testi=ELISA testi pozitif) kişilerdir.
AIDS Nedir?
AIDS bulaşıcı bir virus hastalığıdır. Mikrobu HIV (hiv) adı verilen virüstür. HIV girdiği vücudun, mikroplara karşı koyma yeteneğini sağlayan bağışıklık sistemini etkileyip yok eder. Direnci azalan vücutta, HIV'in etkisinin yanı sıra, çeşitli mikroplar da hastalıklara neden olurlar.
Anti-HIV Testi Nedir? Ne Zaman Yapılır? Nerelerde Yaptırılabilir?
HIV vücuda girdiğinden itibaren, vücutta bununla savaşmak için özel antikorlar oluşur. Kandaki bu antikorların ELISA yöntemiyle saptanmasına Anti-HIV testi denir.Anti-HIV antikorların ELISA yöntemiyle ölçülebilecek düzeye ulaşması için 3 aylık bir süreye (pencere dönemi) ihtiyaç vardır. Bu nedenle test, bulaşma olduktan 3 ay sonra yapılmalıdır. Anti-HIV testinin pozitif olması kanda HIV virusunun olduğunu gösterir. Ancak anti-HIV testinin yalancı pozitif çıkma ihtimali de vardır. Bu nedenle, kişinin HIV pozitif (seropozitif) olduğunu söyleyebilmesi için, Westernblood testi denen doğrulama testinin de yapılıp sonucunun pozitif olması gerekmektedir. Anti-HIV testi, üniversite hastanelerinin mikrobiyoloji laboratuarlarında, sigorta ve devlet hastanelerinin laboratuarlarında ve özel laboratuarlarda yaptırabilir.
Danışmanlık Hizmeti Nedir?
HIV bulaşması, AIDS hastalığı, hastalıktan korunma, test yaptırma, hastaların bakım ve tedavisi hakkındaki bilgileri, kişiler yüz yüze ya da telefonla başvurarak, danışmanlardan öğrenebilirler. Danışmanlık hizmeti, test yaptırmadan önce ve sonra mutlaka alınmalıdır.
HIV'in Tedavisi Var mıdır?
HIV/AIDS'in tedavisinde olumlu gelişmeler vardır. Günümüze kadar bulunan ilaçlardan farklı etki mekanizmalarında olanların ikisinin ya da üçünün birlikte kullanımıyla HIV pozitif kişilerin kaliteli ve uzun bir yaşam sürebilmeleri sağlanmaktadır. Tedavi doktor kontrolünde ve kesintisiz olarak yaşam boyu sürdürülmelidir. Bu ilaçlar çok pahalıdır.
HIV'in Dezenfeksiyonu Yapılabilir mi?
Spermdeki ve vajina salgısındaki HIV, dış ortamda birkaç saatte, kuru ortamda ise yarım saatte ölür. HIV kurumuş kanda da kısa zamanda ölür.
Hastanın, ya da seropozitif kan, sperm veya vajina salgısının bulaştığı eşyadaki HIV'in öldürülmesi:
Eşyayı birkaç dakika kaynatarak ya da 60 C°'de 30 dakika ısıtarak virus öldürülür.
Sulandırılmış çamaşır suyu temas ettiği HIV'i 10 dakika içinde öldürür. Sodyumhipoklorid, çamaşır suyunda bulunan etkili maddedir, içinde klor vardır. Çamaşır suyu şişesinin üzerindeki tarifeye göre (genellikle 10 kez) sulandırılarak kullanılır. Sulandırılan çamaşır suyunda klor kokusu bulunmalıdır. Çamaşır suyu kullanılacağı zaman sulandırılmalıdır, durmakla bozulur. Çamaşır suyu madensel eşyaya zarar verir.
Ultraviyole ile ışınlama (mavi ışık) HIV'in yok edilmesi için önerilmeyen bir yöntemdir. Ultraviyole ışını doğrudan temas ettiği yüzeydeki mikropları öldürür. Cismin altında kalan mikropları öldürmez.
Deri HIV'den Nasıl Arındırılır?
Su ve sabunla iyice yıkama ile (en az 15 saniye) bütün mikroplar gibi HIV de deriden uzaklaştırılabilir. Yıkandıktan sonra derinin alkol ile temizlenmesi uygun olabilir. Yaralanma durumunda yara yeri, önce sabun ve su ile iyice yıkanmalı, ardından tentürdiyot veya betadin gibi bir antiseptik ile temizlenmelidir.
AIDS'in Belirtileri
HIV bulaştıktan sonra, AIDS hastalığı belirtileri kişinin yaşam koşullarına ve vücut direncine göre, 3-15 yıl, hatta bazen daha uzun bir süre sonra ortaya çıkar. HIV bulaştığı vücutta çeşitli hücrelere, özellikle CD4T kan hücrelerine yerleşerek çoğalır. Zarar gören CD4T hücreleri giderek azalır ve bunun sonucu olarak vücudun bağışıklık sistemi yıkıma uğrar. Vücut direnci zayıflayan hastada, normalde zararsız olan, hafif geçen ya da ender rastlanan bazı hastalıklar belirir. Ayrıca lenf bezlerinde büyümeler, ağız ve deride tekrarlanan uçuk, pamukcuk, yara ve lekeler, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük, tüberküloz, akciğer hastalıkları gibi belirtiler ortaya çıkar. Kişide bu belirtilerin ancak birkaç tanesinin bir arada bulunması durumunda AIDS düşünülebilir. Kaposi sarkomu ve bazı lenfomalarda, HIV infeksiyonunu düşündüren önemli belirtilerdendir. Kesin tanı için anti-HIV testi yapılır.



AIDS nedir?

AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome) İngilizce bir kısaltmadır, açık şekli ile anlamı"kazanılmış bağışıklık yetmezliği sendromu"dur. AIDS bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. HIV (insan bağışıklık yetmezliği virüsü) adı verilen virüsler aracılığı ile bulaşmakta ve vücutta belirli hücreleri tutarak onları zarara uğratmaktadır. Vücudumuzu hastalıklara karşı koruyan sistemi yani savunma (immün) sistemini hasara uğratmaktadır.

Kanımızda beyaz ve kırmızı küreler bulunur. Normalde beyaz küreler vücudumuza giren mikroplarla savaşır ve onları öldürür. Bunu mikropları yiyerek ve onları öldüren"antikor" adı verilen kimyasal maddeleri oluşturarak yapar. HIV beyaz kürelere girerek ve tahrip ederek immün sistemi zayıflatır. Çevremizde ve vücudumuzda bulunan çeşitli mikroplara karşı vücudumuzun savaşma yeteneği azalır ve enfeksiyonlar ortaya çıkar, HIV beyin hücreleri ve sinir sisteminide istila ederek zihinsel ve fiziksel (denge) sorunlara yol açabilir.

Ben HIV (+) Bir Kişiyim. Bu AIDS Hastası Olduğum Anlamına mı Geliyor?
"HIV (+)" test sonuçları, sizin AIDS'e neden olan virusla (HIV) enfekte olduğunuz anlamına geliyor. CD4+ T hücre sayınız 200hücre/mm3'ün altına düştüğünde ve/veya AIDS ile ilişkili bir hastalık (fırsatçı enfeksiyonlar ve Kaposi Sarkomu gibi) gelişirse HIV AIDS hastalığına doğru ilerler.
CD4+ T Hücre Sayısı Ne Demektir?
CD4+ T hücre sayısı kişinin ölçülen CD4+ T hücre miktarı demektir. HIV kişinin bu hücrelerini enfekte eder ve çoğalmak (kendi kopyasını yapar) için bu hücreleri kullanır. Bu hücreler zarar gördükçe kişinin bağışıklık sistemi zayıflar ve kişi fırsatçı enfeksiyonlara (bakteriyel, viral, parazit ve mantar gibi) daha çabuk yakalanır.
Viral Yük Nedir?
Viral yük insanın kanında bulunan virus (HIV) miktarıdır. Yüksek miktarda viral yükü olan olan kişi, düşük viral yükü olan kişiden daha çabuk AIDS geliştirir.
CD4+ T Hücresi Nedir?
CD4+T hücrelerine, akyuvarlar, T yardımcı hücreleri de denilmektedir. İnsan bağışıklık sisteminde diğer hücrelerle birlikte hastalıklara karşı savaşırlar. HIV, çoğalmak için bu hücreleri kullanır. Sağlıklı bir kimsede CD4+T hücre sayısı 800-1200/mm3 kadardır.
Hangi Testler Yapılabilir?
Türkiye'de kan ve kan ürünlerini toplayan ve saklayan merkezlerde (Kan Bankaları-Kızılay Kan Merkezi gibi) alınan her kan bağışında, HIV, Hepatit-B ve Hepatit-C virus antikorları veya antijenleri açısından tarama yapılması kanunen gereklidir.
Nerelerde Bakılabilir?
Tanı ELISA yöntemiyle konur. ELISA virusun bulaşmasından sonra 10-12 haftada sonuç verebilir.
HIV tedavisine başlamadan önce doktorunuz tam bir hikaye almalı, fizik muayene yapmalı ve kan testlerini istemelidir. Bu testler tam kan sayımı, viral yük testi ve CD4+ T hücre sayımını içerir. Ayrıca enfeksiyonlar için gerekli diğer testler (sifiliz, tüberkülin deri testi, toksoplazma antikor testi ve kadınlar için jinekolojik Pap Smear testi) yapılmalıdır. Viral Yük testi ve CD4+ T hücre ölçme testi, HIV tedavisine başlamadan önce mutlaka yapılmalıdır.
Nasıl Bir Doktora Gitmeliyim?
HIV tedavisi kompleks bir tedavi olduğundan doktorunuzda HIV ve AIDS tedavisi konusunda uzman olmalıdır. Tedaviniz hakkında karar verirken yakından çalışabileceğiniz birine ihtiyacınız olur ve bu yüzden kendinizi rahat hissedebileceğiniz bir kişi olmalıdır. Bu HIV tedavisinin yararları ve riskleri hakkında herşeyi rahatlıkla sorabilmeniz için önemlidir. Ayrıca Türkiye 'de AIDS tanı ve tedavisi hakkında sizi yönlendirebilecek ve yardımcı olabilecek merkezler bulunmaktadır.

TEDAVİ SORUNLARI
Dr Muzaffer Fincancı
Samatya SSK Hastanesi İnfeksiyon Hastalıkları Şefi
Tedavi: Boş bir çaba mı?
Kesinlikle hayır. İlk tedavi denemelerinin başladığı 1986'dan bu yana çok önemli gelişmeler kaydedildi. 1996 yılında AIDS'den ölüm oranında %21, 1997'de %44'lük bir düşüş gözlendi. Bugün 20'ye yakın ilaç AIDS tedavisinde kullanılıyor.
Tedavi ile yaşam süresinin ve kalitesinin arttığı, fırsatçı hastalıkların sıklığının azaldığı kanıtlandı. Ayrıca tedavi olanlarda hastalığı başkalarına bulaştırma riskinin çok azaldığı gösterildi.
Tedavi: Kimlere, ne zaman?
HIV (+) olan herkes hemen tedavi olmak zorunda değil. Tedavinin kimlere ve ne zaman başlanacağına karar vermek için hastaya ait bazı faktörlere bakmak gerekiyor.
Hastalığın uzun yıllar süren bir belirtisiz dönemi, bunun ardından da bir belirtili dönemi var. Hastalığa ait belirtiler varsa hemen tedavi öneriliyor.
Belirtisiz dönemde ne zaman tedaviye başlanacağına karar vermek daha zor. Bunun için hastanın kanındaki virus miktarına (viral yük-HIV RNA düzeyi) ve hastanın bağışıklık durumuna (CD4+ T lenfosit sayısı) bakılıyor.
Hastanın kanında virus miktarı yüksek (HIV RNA 10 000-20 000'den fazla) ve/veya bağışıklık durumu bozulmaya başlamışsa (CD4+ T lenfosit sayısı 500'ün altında) tedavi öneriliyor. Böylece hastanın yaşam süresi uzuyor ve yaşam kalitesi artıyor. Virüs miktarı yüksek değil ve bağışıklık durumu iyi ise tedavi tartışmalı, çünkü hastalar uzun yıllar virüs miktarları yükselmeden ve bağışıklık durumları bozulmadan yaşayabiliyorlar. Bu durumda bazı doktorlar tedavi öneriyorlar, bazıları da tedavi önermiyorlar ve hastayı belli aralıklarla izleyip, virüs miktarı yükselirse veya bağışıklık durumunda bozulma görülürse o zaman tedavi vermeyi tercih ediyorlar.
Ama ne olursa olsun hasta ile doktorun işbirliği şart. Her durumda tedavi kararı hasta ile doktorun birlikte verecekleri bir karar ve son sözü de doktor tarafından iyice aydınlatılmış hasta söylemeli.
Belirtisiz hastalarda tedavi kararı neden bu kadar zor?
Tedavinin yararı çok fazla ama dikensiz gül olduğu da söylenemez.
Her şeyden önce, tedaviye bir kere başlandığı zaman yaşam boyu devam etmek gerek. Bırakılırsa ya da ara verilirse hastanın durumu kısa sürede eskisine dönüyor.
Ayrıca tedavide çok sayıda ilaç kullanılıyor. Bu ilaçları belirli saatlerde ve belirli koşullarda düzenli almak gerekiyor.
İlaçların yan etkileri de var. İlaçların kullanım süresi uzadıkça yan etkilerin görülme sıklığı da artıyor. Ayrıca ilaçların kullanımı sırasında bunlara direnç gelişme olasılığı var. Bu nedenle ilaçların yan etkilerinin ve etkinliklerinin dikkatle izlenmesi, yan etkisi fazla veya etkinliğini kaybetmiş ilaçların değiştirilmesi gerekli.
Bütün bunlardan başka ilaçlar çok pahalı ve aylık maliyeyi bir milyar TL'nin üzerinde.
Sonuç olarak tedavi biraz karmaşık ve iyi bir tedavi için hasta ile doktorun çok iyi diyalog içinde olmaları gerekiyor.
Fırsatçı hastalıkların tedavisi:
HIV/AIDS tedavisi yalnızca virüse karşı tedaviden ibaret değil. Hastalığın seyri sırasında bazen fırsatçı hastalıklar ortaya çıkabilir. Bağışıklığı bozulmuş hastalarda bu hastalıkların ortaya çıkmasını önlemek için bazı önlemler alınıyor ve ilaçlar kullanılıyor. Fırsatçı hastalıklar, zamanında farkına varılırsa, genellikle tedavi edilebiliyor ve atlatılabiliyor. Virüse karşı ilaçların doğru ve zamanında kullanılması ile de fırsatçı hastalıkların görülme sıklığı azalıyor.
Türkiye'de tedavi açısından durum ne?
HIV/AIDS ilaçlarının büyük çoğunluğu Türkiye'de bulunuyor. Türkiye'de bulunan ilaçların sayısı ve cinsi en etkili tedavi kombinasyonlarını uygulamak için yeterli.Yurtdışından ilaç getirtmeye şimdilik gerek yok.
İlaçlar çok pahalı olmasına rağmen sosyal güvenlik şemsiyesi altında olan kişiler (Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur) bunları parasız ya da çok düşük ücretlerle elde edebiliyorlar. Sosyal güvencesi olmayanlar da heyet raporu ile Sosyal Yardımlaşma Fonları'ndan ilaçlara ulaşabiliyor.
Türkiye'de HIV/AIDS'li hastalara tedavi hizmeti veren merkezlerin sayısı giderek artıyor. Özellikle büyük şehirlerde olmak üzere Enfeksiyon Hastalıkları veya Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği bulunan tıp fakülteleri, devlet hastaneleri ve SSK hastanelerinin çoğunda bugün tedavi olmak mümkün.
Tedavi için mutlaka hastaneye yatmak gerekmiyor. İlaçlar ağız yolu ile alınıyor ve belirtisiz hastalar ilaçlarını ayaktan kullanabiliyorlar, belirli aralıklarla kontrollere gidiyorlar. Ancak hastanın yatmasını gerektiren bir fırsatçı hastalık varsa hasta hastaneye yatırılıyor ve iyileşince taburcu ediliyor.
HIV(+) hasta için öneriler:
Belirtisiz dönemde bile hastalık gizlice ilerleyebileceği ve tedavi gerektirebileceği için, HIV(+) hastanın bir an önce çevresinde bulunan bir sağlık kuruluşuna başvurarak hastalığının durumu hakkında bilgi almasında büyük yarar var.
İhbarı zorunlu bir hastalık olmasına rağmen, ihbarlar isim belirtilmeden kod sistemi ile yapıldığı için, hastanın HIV(+) olduğunu kendisi ve doktoru dışında istemediği taktirde kimse bilmeyecektir. Aksi davranışlar Tıp Etiği'ne aykırıdır.
Tedavi uygulansın ya da uygulanması hastalığın seyrinin yaşam boyu belli aralıklarla izlenmesi çok yararlı. Çünkü, kanda virüs miktarı düşük, bağışıklık sistemi iyi olduğu için başlangıçta tedavi almayan bir hastanın birkaç yıl sonra virüs miktarı yükselir ya da bağışıklık sisteminde bozulma belirtileri başlarsa tedavi uygulanması gerekebilir.
Bunu başarmak da hasta ile doktorun sıkı bir diyalog ve işbirliği içinde olmalarına bağlı. Bu nedenle, her hastanın belli bir merkez ya da doktor tarafından izlenmesi, gerekli kayıt ve dosyaların tutulması yararlı olur. Bu açıdan, sağlık hizmeti veren merkezin aynı şehirde ve hastanın kolay ulaşabileceği bir yerde olması tercih edilir.
__________________
Dalgaların Bilgiye Dönüştüğü Tek Deniz

Woody isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
   

Yeni Konu aç Cevapla

İlginizi Çekebilecek Benzer Konular
Konu Yazan Forum Cevap Son Mesaj
Prk Ve Lasİk YÖntemlerİyle GÖzlÜkten Kurtulabİlİrsİnİzprk Nedİr Powerofdreams Göz ve Göz Sağlığı 0 21-06-2008 11:34
Kanser Nedir Woody Sağlık 0 14-06-2008 01:03
Fİzİk Nedİr? Powerofdreams Fizik 0 04-03-2008 23:53
Kanser Woody Rüya Tabirleri 0 26-01-2008 19:46
Korkutan kanser raporu Mehmet Sağlık Haberleri 0 17-12-2007 10:03


Sağlık forumunun KANSER NEDİR adlı konusunun Sağlık Dünyası alt forumları; KANSER NEDİR? •ana gelen ve hücreleri kontrolsüz büyüyen kötü huylu tümörlere verilen genel addır. • Kanser, genellikle kontrolden çıkan hücrelerin ...


Seçenekler
Stil


Saat: 09:08 .


Powered by vBulletin® Version 3.6.10
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0 ©2008, Crawlability, Inc. Telif Hakkı 2007 www.bilgidenizi.net
website tracker Türkiyenin En Büyük Forumlari Arts Check PageRank