![]() | ![]() |
| |||||||
![]() |
| Anahtar Kelimeler: adet, dzensiz, kanamalar, kanamasi, sorunlari |
|

![]() |
| | Son konular | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| ħąŷąťą Ĩšŷąή ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jul 2007 Nerden: Antalya
Mesajlar: 7.260
Üye No:2
Konular: 4046 Katılım: 70% Devamlılık: 99% Online Süresi: 1 Hafta 4 Gün 15 Saat 32 Dakika 20 Saniye Teşekkür Sayısı: 3.315 1.045 Konuda,3.435 Kez Teşekkür Aldı Rep Puanı: 1632833 Rep: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | ADET KANAMASI SORUNLARI ve DÜZENSİZ KANAMALAR Düzensiz Kanama Nedir? Normal bir adet kanaması düzeni olan bir kadın ortalama 28 günde bir (bu süre bir adet kanamasının başladığı ilk günden, diğer adet kanamasının başladığı ilk güne kadar geçen süredir) kanama görür ve bu kanama 3-7 gün arasında devam eder. İlk günlerde nispeten daha fazla olan kanama yavaş yavaş azalarak en geç 7 günde tamamen biter. Tüm bu adet dönemi boyunca kadın ortalama olarak 40 mililitre kan kaybeder. Bazı kadınlarda ek olarak iki adet kanamasının ortasına denk gelen yumurtlama döneminde birkaç damla süren lekelenme tarzında kanama olabilir. Bu kadınlarda yumurtlama esnasında oluşan bu kanama her ay tekrar eder ve normaldışı bir durum olarak kabul edilmez. Yukarıda anlatılan düzenden her sapma düzensiz kanama olarak tanımlanır. Her düzensizlik tipinin kendine özgü nedenleri ve tedavi şekilleri olduğundan tanı koyma aşamasında kadının doktoruna düzensizliği iyi tarif edebilmesi çok önemlidir. Üreme çağında olan ve aktif cinsel yaşamı olan bir kadında düzensiz kanamanın en sık görülen nedenlerinden biri gebeliğe bağlı oluşan sorunlardır. Bu nedenle düzensiz kanaması olan bir kadında Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı'nın size soracağı ilk soru muhtemelen"gebelik söz konusu olabilir mi?" olacaktır. Etkili bir doğum kontrol yöntemi kullanıyor olsanız dahi bu yönde incelemeler çoğu durumda yapılır. Adet kanaması düzensizliklerinde diğer önemli bir etken de tiroid bezi hormonlarının eksik veya fazla olmasıdır. Bu hormonların azlığı veya fazlalığı durumunda adet kanaması düzeni sıklıkla bozulur. Kadınlar neden adet kanaması görürler? Adet görme mekanizması İki adet kanamasının ilk günleri arasında kalan ve döngünün amacı rahimi gebeliğe hazırlamaktır. Bu döngünün düzenli olarak işlemesine hem fizyolojik hem de ruhsal süreçler katkıda bulunur: Her adet kanamasının ilk gününde beyinde bulunan hipofiz adlı salgı bezinden salgılanan bir hormonun etkisiyle yumurtalıklardan birinin içinde bir yumurta hücresi olgunlaşmaya ve östrojen hormonu üretmeye başlar. Bu hormon rahim iç tabakasının kalınlaşmasından ve gebelik için ön hazırlıkların tamamlanmasından sorumludur. 14 gün süren bu kalınlaşma döneminde yumurta hücresi etrafında sıvı birikimi olur ve yumurtalık yüzeyinde yaklaşık 18-20 mm. çapında içi sıvı dolu olan ve folikül adı verilen sıvı kesesi ortaya çıkar. Bu olaylar esnasında hipofizden salgılanan diğer bir hormonun kanda seviyesi belli bir aşamaya yükseldiğinde bu gelişen folikül çatlar ve içindeki olgunlaşmış yumurta hücresi serbest kalır. Bu hücre Fallop tüpü içine girerek burada ilerlemeye başlar. Fallop tüpü içinde yumurta hücresi bir sperm hücresiyle karşılaşır ve döllenme gerçekleşirse gebelik başlar. Yumurtlama gerçekleştikten hemen sonra kanda östrojen hormonuna ek olarak progesteron hormonu da yükselmeye başlar. Bu hormon rahim iç tabakasını döllenen yumurtanın yerleşmesi ve gebeliğin devam etmesi için uygun hale getirir ve bir anlamda östrojen hormonunun burada yaptığı ön hazırlıkları tamamlar. Gebelik oluşmazsa kanda hormon seviyelerinin düşmesiyle belli bir süre sonra rahim iç tabakası dökülmeye başlar. Bu dökülme kanamayla birlikte olur. Adet kanaması adı verilen bu kanamayla birlikte rahim iç tabakası yeni adet döngüsündeki muhtemel bir gebelik için tekrar hazırlanmaya başlar ve yukarıdaki olaylar yeniden başlar. Adet kanamasının zamansal olarak düzenli olmasını sağlayan en önemli mekanizma yumurtlama ve buna bağlı olarak salgılanan progesteron hormonudur. Yumurtlama herhangi bir nedenle gerçekleşemezse rahim iç tabakası östrojen hormonu etkisi altında kalınlaşmaya devam eder ve beklenmedik zamanda, sıklıkla gecikmeli olarak ve yine sıklıkla normalden fazla kanama olur. Tüm hormonal mekanizma beyin üst merkezlerinin denetimindedir ve psikolojik etkenler hormonal salgılamayı etkileyerek adet kanaması düzeninde değişikliklere neden olabilirler. Adet Görememe Adet Görme Mekanizması Bir kadının düzenli aralıklarla adet kanaması görebilmesi için bazı şartlar yerine gelmelidir: •Öncelikle hipotalamus adı verilen beyin bölgesinden hipofiz bezine bir uyaran gitmeli ve burada FSH ve LH adı verilen iki hormonun uygun seviye ve oranlarda üretilmesi ve kana geçmesi gerekmektedir. •Bu iki hormon, olgunlaşmaya elverişli yumurta hücreleri içeren yumurtalık dokusunda folikül gelişimini uyarmalı ve yumurtlama gerçekleşmelidir. •Folikül adı verilen yapı içinde üretilen östrojen ve progesteron hormonları rahim iç tabakasında sağlıklı bir kalınlaşmaya neden olmuş olmalıdır. •Yumurtlama gerçekleştikten sonra gebelik oluşmamış olmalı ve yumurtlama oluştuktan sonra yaklaşık 14 gün ömrü olan Sarı Cisim ("Corpus Luteum" bu süre sonunda progesteron hormonu salgısını durdurmalıdır. •Adet döngüsünün bitimine denk gelen bu dönemde progesteron hormonu salgısının aniden düşmesi neticesinde rahim iç tabakasında gerçekleşen"dökülme" ve bununla beraber oluşan kanama rahim iç tabakasından rahim ağzına, buradan vajinaya, vajinadan da dış ortama akacak yol bulabilmelidir. Yukarıda maddeler halinde anlatılmış olan mekanizmalardan birinin veya birkaçının aksaması beklenen adet kanamasının gerçekleşememesiyle, yani adet kanamasının gecikmesiyle sonuçlanır. İLK ADET KANAMASININ GÖRÜLEMEMİŞ OLMASI Bir genç kızın ilk adet kanamasını gördüğü zaman öncesine kadar hipotalamus ve hipofiz hormon salgıları oldukça azdır ve bu nedenle yumurtalıkların yumurtlama işlevi başlamamıştır. Hormon salgıları artmaya başladığında genç kızda öncelikle meme gelişimi ve kadın tipi kıllanma gibi kadınsı özellikler başlar, ancak hormon salgısı hala yumurtalıkları harekete geçirecek kadar fazla değildir. Hormon salgısının giderek artmasıyla beraber rahim iç tabakası kalınlaşmaya başlar ve bir süre sonunda, ortalama 12.5 yaşında ilk adet kanaması ortaya çıkar. Bu kanama yumurtlama olmaksızın gerçekleştiğinden ilk kanama sonrasındaki kanamalar henüz düzenli değildir. Hormonal sistemlerin tam olarak olgunlaşmasıyla yumurtlama da devreye girer ve genç kız düzenli olarak adet kanaması görmeye başlar ve böylece üreme çağına girmiş olur. Ergenlik Çağı İlk adet kanamasının ortaya çıkma yaşı herkes için farklıdır ve genetik özelliklerden etkilenebilir.Meme gelişimi ve kıllanma gibi kadınsı özellikleri kazandıran gelişim basamaklarının ortaya çıkmış olması koşuluyla ilk adet kanamasının 16 yaşına kadar gecikmiş olması tıbben normal kabul edilir. Bu süre sonunda adet kanaması göremeyen genç kızların nedenin aydınlatılabilmesi için bazı değerlendirmelerden geçmeleri gereklidir. İlk adet kanamasının görülememiş olmasının altında yatan muhtemel nedenler yukarıda anlatılan dört bölümden birindeki bir sorunla ilgili olabilir. Site daha çok üreme çağındaki kadına yönelik hazırlanmış olduğundan ve söz konusu sorun nispeten ender görüldüğünden"İlk adet kanamasının görülememiş olmasına" daha fazla yer verilmeyecektir. Düzenli Adet Kanaması Gören Bir Kadında Beklenen Adet Kanamasının Olmaması 28 günde bir düzenli olarak adet kanaması görmeye alışmış olan bir kadın kanaması geciktiğinde hemen endişelenebilir. Konuda daha fazla ilerlemeden önce basit ve pratik bir bilgi verilmesi uygun görülmüştür: Çok düzenli olarak adet kanaması gören bir kadın yılda bir veya iki kez gecikmeli adet görebilir. Bunun altında yatan en muhtemel neden iş değişikliği, aile içi stres, üzüntü, yaşam tarzı değişikliği, iklim değişikliği, yorgunluk gibi basit bir olaydır. Bu olay beynin bilinçli kısmını etkileyerek buradan hipotalamus adı verilen bölgenin işlevini bozmakta ve adet döngüsü burada"takılmaktadır". Böyle bir durumda tıbbi bir değerlendirme yapılması gerekli değildir. Öte yandan yine düzenli olarak adet kanaması gören bir kadında adet gecikmesinin en sık görülen nedeninin gebelik olduğu göz önünde bulundurulmalı ve bu konuda gerekli adımlar atılmalıdır. Düzenli adet kanaması gören bir kadında rahim içine veya rahim ağzına yapılan bir müdahale sonrasında adet kanaması olmaması durumunda en muhtemel neden açık olan bu yolun zarar görmüş olmasıdır. Kürtaj nedeniyle rahim iç tabakası zarar gördüğünde veya rahimağzı kanalı tıkandığında yapılan kürtaj sonrası beklenen adet kanaması gerçekleşmez. Asherman sendromu Ender görülen bir neden de rahimağzında yer alan kanser öncüsü lezyonların çıkarılması amacıyla uygulanan konizasyon esnasında rahimağzı kanalının tıkanmasıdır. Lezyonu ortadan çıkarmak amacıyla koni şeklindeki parçanın çıkartılması sonrasında beklenen adet kanaması gerçekleşmez. Bölüm 2 (Her ay düzenli olarak yumurta hücresi üreten ve bunu serbest bırakan yumurtalıklar) Sorunları Polikistik Over: Düzensiz yumurtlama ve bunun etrafında gerçekleşen çeşitli belirti ve bulgular topluluğundan oluşan bu durum gecikmeli adet görmenin en sık görülen nedenlerinden biridir. Polikistik over Menopoz ve Erken Menopoz: Yumurtalıklar ilk adet kanamasının görülmesinden yaklaşık iki yıl sonra her ay düzenli olarak yumurta hücresi üretimine devam ederler. Yumurtalıklarda üretilebilecek yumurta hücresi bittiğinde yumurtlama gerçekleşemeyeceğinden adet kanaması da olmaz. Yumurta hücrelerinin doğal olarak tükendiği ve adet kanamasının kesildiği andan itibaren menopoz çağı başlamıştır. Türkiye'de 50'li yaşlara doğru ortaya çıkan menopoz daha erken yaşlarda (35 yaşından önce) ortaya çıktığında Erken Menopoz adını alır. Bu durumun getirmesi muhtemel riskleri nedeniyle mutlaka tanısının konması ve gerekli tedavinin yapılması son derece önemlidir. Bölüm 3 (Sağlıklı işleyen bir hipofiz salgı bezi) Sorunları Hipofiz bezinden düzenli hormon salgısını bozan bir etken adet döngüsünün bu aşamada"takılmasına" neden olur. Bu etkenler arasında en sık görüleni prolaktin hormonu yüksekliğidir. Prolaktin hormonu yüksekliği Bölüm 4 (Beynin üst merkezleriyle sağlıklı bir iletişim içinde olan hipotalamus bölgesi) Sorunları Hipotalamusun hipofizi hormon salgısı yapması yönünde uyarmasını bozan bir etken adet kanamasının gecikmesine neden olabilir. Bu bölüme ait nedenler bu yazının ilk başında da anlatıldığı gibi çoğunlukla selim tabiyatlı nedenlerdir. Tıbbi Değerlendirme Gebelik, adet kanaması gecikmesinin en sık görülen nedeni olduğundan ve basit bazı incelemelerle ortaya konabildiğinden ve saptandığında başka ileri inceleme yapılmasına gerek kalmayacağından üreme çağında olan ve aktif cinsel yaşamı olan bir kadında adet kanaması geciktiğinde araştırılması gereken ilk durum gebeliktir. Yapılan jinekolojik değerlendirmeyle gebelik olmadığının saptanması durumunda var olan ek belirtiler de dikkate alınarak bir ön tanıya varılır ve kesin tanıyı koymak için hormon incelemeleri veya diğer bazı ileri incelemeler yapılır. Tedavi tanıya yöneliktir ve ilgili bölümlerde ele alınmıştır. KARIN ALT KISMINDA (PELVİK) AĞRI Pelvis, kadının karın alt kısmında bulunan kemik çatısını ve içinde yer alan organları tarif etmek için kullanılan bir kelimedir. Bu konuda özellikle bu bölgede yer alan ağrıların muhtemel nedenleri ele alınacaktır. Dikkat: özellikle ani başlangıçlı pelvik ağrılar bazen hayatı tehdit edebilen veya en azından genital sistemin kalıcı zararlar görebilmesine neden olan ciddi sorunlara bağlı olabilir. Bu yazı yalnızca bir fikir vermeye yöneliktir. Ağrı, nedeni mutlaka doktor tarafından aydınlatılması ve uygun bir şekilde tedavi edilmesi gereken bir belirtidir. Bu durum özellikle gebelik döneminde ortaya çıktığında daha ayrı bir önem kazanır... Karın bölgesinde ağrı yaratmaksızın yalnızca bel bölgesinde ağrı hissedilmesine yol açan sorunlar ender olarak jinekolojik kaynaklıdır. Pelvik ağrılar ani başlangıçlı akut olabileceği gibi, uzun zamandan beri var olan (kronik) ağrılar şeklinde olabilir. Ani başlangıçlı ağrılarda vücudun alarm sistemi olan sempatik sistem alarme edilmiş durumdadır ve bulantı, kusma, terleme, korku gibi belirtiler sıklıkla ortaya çıkar. Bu belirtiler kadının olayın ciddiyetini algılamasını sağlamak açısından son derece önemlidir. Ani başlangıçlı olan ve şiddeti yüksek olan ağrılar bazen bu şekilde belirtilerle seyredebilen adet sancısı hariç genellikle ciddi bir sorun belirtisidir. Bu tür ağrıları ortaya çıkarabilen olay genellikle enfeksiyon (tipik örnek: şiddetli PID ("tüp ve yumurtalık iltihabı", bir organın kan dolaşımının azalması (tipik örnek: yumurtalık kistinin boğulması) veya kimyasal bir maddenin yaptığı tahriştir (tipik örnek: herhangi bir nedene bağlı olarak karın içinde kan birikmesi). Pelvik ağrıların bir kısmı döngüsel nitelikte olup her ay tekrar eder. Bu ağrılara iki temel örnek adet sancısı ve yumurtlama ağrısıdır Mittelschmerz. Adet sancısı adet kanaması döneminin başlamasına yakın bir dönemde başlayan, karnın alt kısmında orta hatta hissedilen ve kanamanın bitmesiyle tümüyle ortadan kalkan bir ağrı türüdür. Yumurtlama ağrısı ise adet döngüsünün ortasına (yumurtlama gününe) denk gelen gün ortaya çıkan, yumurtlamanın olduğu yumurtalık tarafında hissedilen ve genellikle şiddetli olmayan, kısa süreli bir ağrı türüdür. Bu ağrının muhtemelen folikül adı verilen, içinde yumurta hücresini barındıran sıvı dolu keseciğin çatlamasının uyandırdığı bir ağrı olduğu düşünülmektedir. Kronik pelvik ağrı dendiğinde kısa vadede hayatı tehdit etmeyen, orta şiddette olan ve tıbbi tanım olarak"6 aydan daha uzun süreden beri var olan ağrı anlaşılır. Aniden başlayan (akut) ağrı nedenleri Gebelik döneminde akut ağrı: Gebelik dönemi karın ağrılarının nispeten sık görüldüğü bir dönemdir. Kural olarak gebelik döneminde ağrı en kısa zamanda doktor tarafından değerlendirilmesi gereken ciddi bir belirtidir. Erken gebelik döneminde ani başlangıçlı ağrı yaratabilen gebeliğin kendisinden kaynaklanan muhtemel nedenler düşük tehdidi ve düşük, dış gebelik veya yeni uygulanmış kürtaj gibi bir durum söz konusu olduğunda rahim içinde"parça kalması" gibi sorunlardır. Bu durumların çoğu az veya çok kanamayla beraberdir. Gebeliğin ileri dönemlerinde yine genellikle kanamayla beraber ortaya çıkan karın ağrısının muhtemel nedeni plasentanın erken ayrılmasıdır. Gebelik döneminde yukarıda gebeliğin kendisinden kaynaklanan sorunlara ek olarak aşağıda anlatılacak sorunların herhangi biri de ani başlayan bir ağrı nedeni olabilir. Miyom dejenerasyonuna bağlı akut ağrı: Miyomlar rahim kasından kaynaklanan iyi huylu kitlelerdir. Özellikle ileri yaştaki kadınlarda nispeten sık rastlanan miyomlar, özellikle büyük boyutlara ulaştıklarında kan dolaşımlarının bozulmasına bağlı olarak şiddetli bir ağrı nedeni olabilirler. Bu duruma miyom dejenerasyonu (bozulması adı verilir Genital enfeksiyonlara bağlı akut ağrı: Genital sistemin özellikle üst kısmında yer alan organların ve özellikle de Fallop tüplerinin ve yumurtalıkların enfeksiyonları (PID) şiddetli ağrılara neden olabilirler. Yumurtalık kistlerine bağlı akut ağrı: Yumurtalık kistleri üreme çağında nispeten sık görülürler. Çoğu iyi huylu olan bu kistler büyük boyutlara ulaştıklarında kendi eksenleri etrafında dönerek kendi kan dolaşımlarını bozduklarında (kistin"boğulması" - torsiyon) şiddetli ağrı duyulmasına neden olabilirler. Yine bu kistler yırtıldıklarında içlerinden karın içine yayılan sıvı veya kan karın iç zarının tahrişi neticesinde karın ağrısı duyulmasına neden olabilir. Sindirim sistemi kaynaklı akut ağrılar: Bu tür ağrılar arasında hayati tehlike taşıyan en önemli ağrı nedeni apandisittir. Bunun dışında gıda zehirlenmesi veya bağırsak iltihabı gibi nedenler çoğu durumda ishalle birlikte kramp tarzında ağrı nedeni olurlar. İshal, uzun süren kabızlık, bulantı, kusma, kanlı dışkılama, kramp tarzı karın ağrısı gibi durumlarda öncelikle bir İç Hastalıkları Uzmanı muayenesinden geçilmesi ve gerekli durumlarda Genel Cerrahi veya Jinekoloji gibi branşların yapacağı muayene çok önemlidir. Böbrek ve idrar yolu kaynaklı akut ağrılar: İdrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, idrar renginin koyulaşması, idrarla kan gelmesi, böbrek bölgesinde ağrı gibi belirtiler daha çok bu sistemle ilgili bir sorunu düşündürür. Bu sistemle ilgili olarak kadında en sık görülen sorun idrar torbası iltihabıdır (sistit). Bunun yanında böbrek enfeksiyonları veya böbrek-idrar yolu taşları da söz konusu olabilir. Diğer ağrı kaynakları: Yukarıda sayılan nedenler dışında karın duvarı fıtıkları, pelvis bölgesinde bulunan küçük damarların enfeksiyona bağlı veya büyük ameliyat sonrası oluşan tıkanıklıkları, büyük atardamarların damar sertliğine bağlı tıkanmaları gibi ender görülen sorunlar da ani başlangıçlı ağrı nedeni olabilirler. Karın bölgesine uygulanan ameliyatlar sonrasında belli bir süre içerisinde ağrı kesicilerle hafifletilebilen ağrılar görülmesi tümüyle normal olmakla beraber şiddeti giderek artan ve diğer bazı belirtilerle beraber olan ağrılarda ameliyatın kendisinden kaynaklanan bazı sorunlar söz konusu olabilir. Kronik Pelvik Ağrı Kronik pelvik ağrı kısa vadede hayatı tehdit etmeyen, orta şiddette olan ve tıbbi tanım olarak"6 aydan daha uzun süreden beri var olan" ağrıya verilen isimdir. Tüm kadınların yaklaşık %10'unda var olan bu ağrı türü kadınların çok çeşitli tıbbi müdahalelere tabi tutulmasına neden olan ve çoğu durumda kesin tanıya gidilemediğinden kadının sosyal yaşamını derinden etkileyebilen bir ağrıdır. "Ağrı" belirtisinin insan tarafından algılanmasında psikolojik nedenler göz ardı edilmemelidir. Bir insan kendisinde var olan ağrının nedenini bilmediğinde korkusu artacağı için duyduğu ağrı da artacaktır. Çoğu insanın en büyük korkularından biri kansere yakalanma korkusudur. Ağrı duyan insanlarda daha da bariz olan bu korku doktora başvurmayı geciktirecek ve korkuyla beraber ağrı da büyüyecek ve soruna çözüm bulunamayacaktır. Öncelikle söylenmesi gereken, jinekolojik kanserlerde ağrı belirtisinin arka planda olduğudur. Bu nedenle ağrı şikayeti olan bir kadın en kısa zamanda doktora başvurarak duyduğu ağrı için bir açıklama istemeli ve kısır döngüyü kırarak sağlıklı yaşamına geri dönmelidir. Jinekolojik Sorunlara Bağlı Kronik Ağrı Jinekolojik sorunlar araştırıldığında kronik pelvik ağrısı olan kadınlarda en sık rastlanan iki durum endometriyozis ve yapışıklıklardır. Endometriyozis: Rahim iç tabakasının bulunması gerektiği yerden daha farklı bir yerde bulunmasına endometriyozis adı verilmektedir. Rahim iç tabakası normalde her ay düzenli olarak kanamayla atılan bir dokudur ve endometriyoziste doku karın içinde bir yerde hapsolduğundan kanama buraya olur. Karın içindeki kan vücut tarafından yok edilirken oluşan iltihabi süreç ve oluşan yapışıklıklar kadının ağrı duymasına neden olur. Endometriyozis Yapışıklıklar: Pelvis içinde veya karnın daha üst kısımlarında daha önceden geçirilmiş ameliyatlara bağlı, endometriyozise veya pelvik enfeksiyonlara bağlı yapışıklıklar oluşabilmektedir. Bu yapışıklıklar özellikle bağırsakların hareketlerini kısıtladıklarında şişkinlik ön planda olmak üzere çeşitli şiddette ağrıların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Yapışıklıklar çoğu durumda kronik ağrının laparoskopi yöntemiyle değerlendirilmesinde saptanırlar. Bu yapışıklıkların aynı seansta giderilmesi mümkün olmakla beraber bazen geniş ve kalın yapışıklıklar için açık ameliyat gerekebilir. Miyomlar: Özellikle büyük miyomlar kronik bir ağrı nedeni olabilmektedir. Miyomlar Yumurtalık kistleri: Kronik ağrının değerlendirilmesinde sıklıkla saptanan durumlardan biri de yumurtalık kistidir. Yumurtalık Kistleri Rahim Sarkması ve kronik ağrı Rahimin ters durması: Kadınların yaklaşık %10'unda rahim arkaya dönüktür ve ender durumlarda bu bir kronik ağrı nedeni olabilmektedir. Rahimin ters durması Pelvik konjesyon göllenme: Pelvisteki organlardan kanı kalbe götüren toplardamarlarda başta ruhsal stres olmak üzere çeşitli nedenlere bağlı ortaya çıkabilen spazm kanın bölgede göllenmesine ve teorik olarak kadının ağrı duymasına neden olabilmektedir. Henüz kesin olarak varlığı kanıtlanmamış bu durumda kadınlarda genelde adet döngüsünün ikinci yarısından adet kanamasının bitimine kadar süren günlerde ağrı, cinsel ilişkide ağrı, adet kanaması düzensizlikleri çeşitli bağırsak sorunları, halsizlik gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Tanı genellikle kronik ağrının değerlendirilmesi amacıyla uygulanan laparoskopi incelemesinde bölgedeki toplar damarların"şiştiğinin" gözlenmesiyle konur. Tedavide doğum kontrol hapları veya diğer hormon içerikli ilaçlar kullanılabilir. Ailesini tamamlamış bir kadında rahimin alınması etkili bir tedavi yöntemi olabilir. Pelvik enfeksiyonlar ve kronik ağrı Zor doğumlar: Bebeğin uzun süreler sonunda ve zorlanarak doğduğu durumlar vajina ve dış genital bölgede yırtıklar oluşmasına neden olabileceği gibi aynı durum rahimi yerinde tutan bağlar için de geçerli olabilir. Bu yırtıklar büyük olduğunda özellikle adet döneminde şiddetlenmekle beraber sürekli var olan bir ağrı nedeni olabilmektedirler. Diğer Nedenler: Kronik pelvik ağrı duyulmasına neden olan diğer sorunlar arasında en önemlileri sindirim sistemi ve idrar yollarıyla ilgili olan sorunlardır. Bu tür sorunlar genellikle ağrı yanında kendileriyle ilgili belirtiler de verirler ve tedavileri ilgili branş hekimlerince gerçekleştirilir. Dismenore (Sancılı adet görme) Kadınların yarısından fazlasında adet kanaması döneminde az veya çok ağrı olmaktadır. Bu durum, kanamanın normal sınırlarda kalmasını sağlamak amacıyla ortaya çıkan rahim kasılmalarının ağrı olarak algılanması sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu tür bir ağrı kadının günlük yaşamını etkilemez ve basit ağrı gidericilerle kontrol altına alınabilir. Yaklaşık 10 kadından birinde ise durum farklıdır: Adet kanamalarının başlamasıyla beraber ortaya çıkan ağrı oldukça şiddetlidir ve günlük yaşam olumsuz etkilenir. Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniklerine yapılan acil başvurularının yaklaşık %10'u adet sancısı nedeniyle olmaktadır. Dismenore, yani sancılı adet görme gerekli incelemeler sonrası etkili bir şekilde tedavi edilebilen ve bu nedenle kadının gereksiz yere katlandığı bir ağrıdır. Adet kanamaları esnasında neden ağrı olur? Sancılı adet görme aslında normal adet görme mekanizmasının önemli bir parçası olan rahim kasılmalarının kadın tarafından ağrı şeklinde hissedilmesidir. Bu rahim kasılmalarının amacı rahim iç tabakasının atılarak yenilenmesi esnasında oluşan kanama miktarını en az seviyede tutmaktır. Bu kasılmalar esnasında rahimde bölgesel olarak prostaglandin adı verilen bazı maddeler salgılanır. Ağrıya yol açan olayın bu prostaglandinlerin ya aşırı miktarda salgılanması veya kadında prostaglandinlere ağrı şeklinde bir aşırı duyarlılık cevabı oluşması olduğu kabul edilmektedir. Prostaglandin salgısı özellikle yumurtlamalı bir adet döngüsünde gerçekleşebildiğinden adet görmeden kısa süre önce başlayan ve kanama bittikten sonra tümüyle kaybolan adet sancısı bir önceki adet döngüsünde yumurtlama olduğunun en güvenilir belirtilerinden biridir. RİA (spiral kadınların bir kısmında önceden var olmayan adet sancılarının ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Esasen RİA uygulamalarından sonra kadınların bir kısmının RİA'lsrını çıkarttırmak istemelereinin en önemli nedenlerinden biri budur. Ne gibi belirtiler oluşur? Adet sancısı genellikle adet görmeden önceki ilk 24 saat içinde başlar, adet görmekle beraber şiddeti kısa süreli olarak artar ve adet döneminin bitmesine kadar giderek hafifler. Bulantı-kusma, halsizlik, ishal, kramplara ek olarak şiddetli belağrısı ve başağrısı sancıyla beraber sık görülen diğer belirtilerdir. Ağrının çok şiddetli olduğu durumlarda bayılma bile ortaya çıkabilir. Ne zaman jinekolojik değerlendirme gerekir? Adet sancıları ağrı kesicilerle kontrol altına alınabiliyorsa ve başka bir jinekolojik belirti yoksa jinekolojik muayene gerekli degildir. Ancak adet sancıları çok şiddetli olup genel iyilik halini etkilemeye başlamışsa veya günlük yaşamı etkiliyorsa mutlaka jinekolojik değerlendirme yapılmalı ve etkili bir tedavi uygulanmalıdır. Jinekolojik değerlendirmenin çok önemli bir amacı vardır: Endometriyozis (rahim iç tabakasının normaldışı bölgelerde bulunması, adenomiyozis, kronik enfeksiyon, karın içi yapışıklıklar, yumurtalık kistleri, miyomlar ve diğer bazı jinekolojik hastalıklar kendilerine özgü belirtiler vermeleri dışında yalnızca adet sancısı şeklinde de belirti verebilmektedirler. Yapılan jinekolojik muayene bu durumların varlığının ortaya çıkarılması ve etkili bir şekilde tedavi edilebilmesi açısından son derece önemlidir. Nasıl tedavi edilir? Jinekolojik muayenede adet sancısınına neden olabilecek bir sorun saptanması durumunda öncelikle bu sorunun giderilmesi, başarı şansının yükselmesi açısından çok önemlidir. Yetersiz bir değerlendirme sonucu yapılan tedavinin başarılı olma şansı düşüktür. Jinekolojik muayenede hiç bir jinekolojik sorun saptanmadığında ilk basamak tedavi ağrı kesicilerdir. Kullanılacak ağrı kesiciler"nonsteroid anti inflamatuar analjezikler" adı altında gruplandırılan ağrı kesicilerdir. Bu ilaçlar ağrıyı kesmeleri dışında prostaglandin üretimini de azaltarak çift yönlü tedavi yaparlar. Adet kanaması başlamadan 24 saat öncesinde doktor önerisine göre değişen dozlarda ilaçlar kullanılır ve sancı devam ettiği sürece ilaçlar alınmaya devam edilir. Ağrı kesici ilaçlara yanıt alınamayan durumlarda ikinci basamak tedavi çoğu durumda doğum kontrol haplarıdır. Adet sancısı ile yumurtlama arasında yakın bir ilişki sözkonusu olduğundan yumurtlamanın doğum kontrol haplarıyla ortadan kaldırılması ağrıları çoğu durumda etkili bir şekilde kontrol altına alır. İkinci basamak tedaviden de fayda görülememesi ileri inceleme gerektiren bir durumdur. Bu amaçla gerekli ön hazırlığı takiben laparoskopi adı verilen yöntemle karın boşluğu incelenir. Bu incelemede genellikle saptanan sorun endometriyozistir. Ağrı, özellikle de nedeni bulunamayan ağrı her zaman psikolojik bir sorunu çağrıştırır. Bu nedenle sancılı adet görme durumunda psikiyatri konsultasyonu gerekebilir. Yoga, transandantal meditasyon, biofeedback, gevşeme egzersizi gibi yöntemler usulüne uygun olarak uygulandıklarında adet sancısını gidermede faydalı olabilir. . Jinekolojik Açıdan Sivilceler Sivilcelerin oluşumunda kanda erkeklik hormonu seviyesi artışının önemli nedenlerden biri olduğu belirtilmişti. Kadınlarda bu hormonun artmasına neden olan jinekolojik sorunlar sivilce oluşumuna neden olabilmektedirler. Jinekolojide bu durumun en sık yaşanmasına neden olan hastalık polikistik overdir. Kronik yumurtlama bozukluğuyla seyreden bu hastalıkta adet görememe, seyrek adet görme, şişmanlama, gebe kalamama, tüylenme gibi belirtiler olabilir. Sivilcelerin tedavisi genellikle bir cildiye uzmanı tarafından yapılır. Ancak özellikle yukarıda sayılan belirtilerin varlığında cildiye uzmanı değerlendirmesine ek olarak bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı değerlendirmesi de gereklidir. Yukarıdaki belirtiler dışında, ergenlik döneminde hiç sivilce olmamış veya hafif olmuş olmasına rağmen ergenlik döneminden sonra sivilce problemiyle karşılaşan kadınların da bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı değerlendirmesinden geçmeleri önerilmektedir. Cildiye uzmanı tarafından izotretinoin içerikli ilaç tedavisi verilen kadınların gebelikten korunmaları gerektiği unutulmamalıdır. Sivilce tedavisinde en güçlü ilaçlardan biri olan izotretinoin, bilinen en güçlü teratojen (bebekte doğumsal kusur yapan) ilaçlardan biri olduğundan bu ilaç gebe olan veya gebelik şüphesi olan kadınlarda kullanılmamalıdır DIŞ GENİTAL BÖLGE (VULVA) SORUNLARI Dış genital bölge, üreme çağındaki kadınlarda sorunların nispeten sık görüldüğü bir bölgedir. Bölge yapı itibarıyla ciltle kaplı olmasına karşın diğer cilt bölgelerinde görülmeyen özel bazı sorunların yerleşim yeri olabilir. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların önemli bir kısmı bu bölgede belirti verirler. Bunun yanında bölgenin dışkı ve idrar boşaltım sistemiyle olan yakınlığı bu bölgeyi enfeksiyon ve tahrişlere elverişli bir bölge haline getirir. Belli bazı kurallara uyularak dış genital bölgede yaşanması muhtemel sorunların önemli bir kısmı kadın tarafından kolaylıkla kontrol edilebilir. Genital hijyen kuralları Bölgedeki hastalıkların erken tanınma olasılığını daha da artırmak amacıyla son yıllarda kadınlara yıllık rutin jinekolojik muayenelerden geçmeleri yanında belli aralıklarla bölgeyi kendi kendilerine de muayene etmeleri önerilmektedir. Kendi Kendine Dış Genital Bölge (Vulva) Muayenesi Dış genital bölge sorunları kendini cilt yüzeyinden kabarık şişlikler, kaşıntı, yanma, cinsel ilişki esnasında ağrı, idrar yaparken ağrı ve ciltte yara ortaya çıkması şeklinde gösterirler. Vajina giriş kısmında iç yüzde tek taraflı, bazen çift taraflı ortaya çıkan ağrılı şişlikler bir Bartholin bezi abse veya kistinin habercisi olabilirler. Dış genital bölge cilt yüzeyinde ve anüse doğru genellikle birden sayıda, düzensiz yüzeyli, ağrısız kabartılar bir genital siğil (HPV enfeksiyonu) belirtisi olabilir. Yine cilt yüzeyinden vajina girişine doğru uzanan ağrılı ve içi sıvı dolu kabarcıklar geçirilmekte olan bir genital uçuk hastalığına (HSV enfeksiyonu) işaret edebilir. Ciltte ortaya çıkan ağrılı ve ağrısız yaralar frengi veya daha başka bir cinsel yolla bulaşan hastalık habercisi olabilir. Özellikle ağda sonrasında kıllarla kaplı bölgede ortaya çıkan ağrılı şişlikler bölgedeki kıl köklerinin enfeksiyonu sonucu oluşan ufak abselerin belirtisi olabilir. Bölgede ortaya çıkan bölgesel renk değişiklikleri VIN adı verilen hastalığın veya diğer bazı ciddi hastalıkların belirtisi olabileceğinden bu renk değişikliği bölgelerinin çoğu durumda biyopsi alınarak incelenmesi gerekir. Vajinada bir enfeksiyon varlığında (vajinit) oluşan akıntı dış genital bölgede tahriş oluşturur. Buna bağlı olarak bölgede bir sorun olmamasına karşın kaşıntı, yanma gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Temel sorun giderilmedikçe (vajinit) bu belirtilerin ortadan kalkması mümkün değildir. Genital mantar enfeksiyonları Dış genital bölgedeki kaşıntı sorunu bazen kullanılan hijyenik pedin bileşiminde kullanılan bir maddeye allerjik olunmasından kaynaklanabilir. Yine bazı kadınlarda kondomların yapımında kullanılan lateks madesine karşı ciddi bir allerji reaksiyonu ortaya çıkabilir. Ender görülen bir sorun da vulvar distrofi adı verilen ve bölgede kaşıntı, yanma gibi sorunlar yaratan hastalık grubudur. Vulvar distrofi Dış genital bölgede görülen sorunlar elbette yukarıdakilerle sınırlı değildir. Her jinekolojik belirtide olduğu gibi dış genital bölgede ortaya çıkan bir belirti kısa zamanda doktor kontrolünden geçilmesini gerektirir. Rahimağzı kanseri önceleri gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere tüm dünyada sıklık açısından ön sıralarda yer alan bir kanser türü iken, papsmear tarama testi, kolposkopi tanı testi gibi yöntemlerin geliştirilmesi sayesinde henüz kanser aşamasına gelmeden önce yakalanabilen ve etkili bir şekilde tedavi edilebilen bir kanser türü haline gelmiş ve bu da bu kanser türünden ölümlerin belirgin bir şekilde azalmasıyla sonuçlanmıştır. Rahimağzı kanseri özellikle papsmear tarama testinin yaygın olarak kullanılamadığı ülkelerde halen önemini korumaktadır. Genellikle 40 yaş ve sonrasının bir hastalığı olarak kabul edilmesine karşın her yaşta ortaya çıkabilmektedir. RAHİMAĞZI KANSERİ: Kimlerde daha sık görülür? Uzun yıllar rahimağzı kanserinin cinsel yolla bulaşan bir hastalık olduğu düşünülmüştür. Bunun altında yatan neden, 19. yüzyılda bir araştırmacının rahibelerde bu hastalığın ortaya çıkmadığını gözlemlemesidir. 20. yüzyılın ortalarında yapılan bir çalışmada hastalığın hayat kadınlarında görülme sıklığının daha fazla olduğunun saptanması bu eoriye daha da bağlanılmasına neden olmuştur. Hastalık gerçekten de tek eşli yaşam sürdürme alışkanlığı olan ve eşi de tek eşli yaşam süren kadınlarda daha az görülmekte ve bu açıdan cinsel yolla bulaşan bir hastalık gibi davranmaktadır. Genel olarak söylemek gerekirse bu kanser türü, CIN yani kanser öncüsü lezyon (bkz Sayfa:---) ortaya çıkma açısından risk altında olan kişilerde daha fazla görülmektedir, zaten bu da beklenen bir durumdur. Özetle burada da tekrarlamak gerekirse, erken yaşta (20 yaşından önce) başlayan cinsel yaşam, çok eşli yaşam tarzı veya eşin çok eşli bir yaşam tarzını benimsemiş olması, HPV ile enfeksiyon (bkz Sayfa:---) ve sigara kulamı hastalığın gelişimi açısından en önemli risk faktörlerini oluşturmaktadır. Eşi sünnetsiz olan kadınlarda hastalığın daha az görüldüğü zaman zaman öne sürülse de bu öneri tam olarak kanıtlanabilmiş değildir. Ne Gibi Belirtiler Verir? Rahimağzı kanseri en ileri aşamalara kadar"basit" bir akıntı dışında hiçbir belirti vermeyebilir ve bu durumlarda bazen tesadüfen yapılan bir papsmear incelemesiyle ortaya çıkarılabilir. Bazı durumlarda bu kanser türü belli bir süredir CIN yani kanser öncüsü lezyon nedeniyle izlenmekte olan bir kadında saptanabilir. Papsmearda sorun saptanması veya başka bir nedenle kolposkopi incelemesine tabi tutulan bir kadından alınan biyopside kanser saptanması ise hastalığın diğer bir ortaya çıkış şeklidir. Yukarıda anlatılan durumlar nispeten az görülen durumlardır ve rahimağzı kanseri sıklıkla düzensiz kanamalar veya ilişki esnasında ortaya çıkan kanamalar şeklinde belirti verir. Canlılığını kaybetmiş kanser dokularının"çürümesi" neticesinde oldukça kötü kokulu bir akıntı ortaya çıkabilir. İlerlemiş kanser olgularında ise durdurulması oldukça zor kanamalar ortaya çıkabilir. İleri evre kanser olgularında tümör kitlesinin böbrekle mesane arasında yer alan idrar borusuna baskı yapması neticesinde böbrekler işlevlerini yitirebilir. Hastalığın Evreleri Hastalığın ameliyatla tedavi edilmeye uygun olan erken bir evresi ve ameliyatla tedavinin etkili olmadığı ileri bir evresi vardır. Genel olarak söylemek gerekirse lenf yoluyla yayılımın olduğu, parametrium adı verilen ve rahimağzının etrafında bulunan, içinden idrar borusunun da geçtiği dokuya yayılım durumlarında ameliyat tercih edilmez. Hastalığın uygun bir şekilde evrelenmesi ve tedavi şeklinin belirlenmesi için genel anestezi altında jinekolojik muayeneyle parametrium dokusuna yayılım olup olmadığı, MR veya BT görüntüleme yöntemlerinden biriyle lenf dokusuna yayılım olup olmadığı, sistoskopi incelemesiyle mesaneye yayılım olup olmadığı, rektoskopi incelemesiyle kalın barsak tutulumunun olup olmadığı, IVP adı verilen"ilaçlı böbrek filmiyle" idrar borusuna yayılımın olup olmadığı belirlenir. Bu incelemelerin hepsinin beraberce veya yalnızca birkaçının yapıldığı hastalar olabilir. Nasıl Tedavi Edilir? Ameliyatla tedavi kararı verildiğinde seçilecek olan ameliyat türü hastalığın erken evrenin hangi aşamasında bulunduğu ve hastanın yaşına ve çocuk arzusuna göre değişiklik gösterir. Genel olarak söylemek gerekirse çocuk arzusu olmayan bir kadında rahimin ameliyatla alınması erken evrenin en erken aşamalarında en çok tercih edilen ameliyat türüdür. Çocuk arzusu devam eden veya herhangi bir nedenle rahiminin alınmasını istemeyen kadınlarda konizasyon adı verilen ameliyat türü tercih edilir. Bu ameliyatta rahimağzından kanser dokusunu tümüyle içine alan koni şeklinde geniş bir parça çıkarılır. Erken evrenin nispeten daha ileri evrelerinde ise nüks olasılığını ortadan kaldırmak amacıyla rahim oldukça geniş bir çevre dokuyla beraber çıkarılır ve vajinanın da bir kısmı alınır. Yine lenf kanallarına nüksü engellemek amacıyla çevre dokulardaki lenfe bezleri çıkarılır Hastalığın ameliyatla tedavisinin mümkün olmadığı yönünde karar verilmesi durumunda hasta radyoterapiyle tedavi edilir. Bazı durumlarda ameliyat sonrası ek olarak radyoterapi uygulaması gerekebilmektedir. Tedavi Etkinliği ve Sağkalım Tedavinin etkinliği ve sağkalım öncelikle hastalığın saptandığı zamandaki evresine, seçilen tedavi şeklinin uygulanma başarısına bağlıdır. Tedavi sonrasında hastalar belli aralıklarla çeşitli incelemelere tabi tutularak muhtemel nüksler ortaya çıkarılır. Rahimağzı kanseri son derece kötü huylu bir hastalık olmasına karşın düzenli doktor kontrollerine giden hastalıklarda henüz kanser aşamasına gelmeden veya kanserin en erken aşamalarında yakalanma ve tedavi sonrası şifa ile sonuçlanma olasılığı yüksek bir hastalıktır. YUMURTALIK KİSTLERİ Yumurtalıklar kadın genital organlarının östrojen, progesteron ("kadınlık" hormonları) ve az miktarda testosteron ("erkeklik hormonu" üreten yapılarıdır. Rahimin her iki yanında Fallop tüpleriyle yakın temasta bulunurlar. Kadın anatomisi Yumurtalıklar ergenlik öncesi dönemde herhangi bir hormonal salgı işlevi göstermezken, ergenlik döneminden itibaren menopoza kadar çeşitli hormonlar üreterek kadının düzenli olarak adet kanaması görmesini sağlarlar. Yumurtalıkların temel görevi her ay, yapılarında yeralan bir yumurta hücresini olgunlaştırmak ve olgunlaşma gerçekleştikten sonra bu hücreyi yumurtlama adı verilen işlevle muhtemel bir döllenmenin gerçekleşeceği Fallop tüpü ("kanallar" içine vermektir. Bu olgunlaşma sürecinde salgılanan östrojen hormonu rahim iç tabakasına geçerek buranın muhtemel bir gebeliğe hazır hale getirilmesini sağlar, yumurtlama sonrasında salgılanmaya başlanan progesteron hormonu ise bu bölgeyi gebeliğin oluşumu için en elverişli duruma getirir. Gebelik gerçekleşmediğinde yumurta hücresi yok olur ve belli bir süre sonunda progesteron hormonu salgısının da durmasıyla rahim iç tabakası adet kanamasıyla dökülür. Adet kanamasının ilk günü yukarıda anlatılan süreç tekrar başlar. Yumurtalık dokusunda her ay devam eden bu döngü, dokuda yumurta hücreleri tükendiğinde ortadan kalkar. Döngü ve böylece adet kanamaları ortadan kalktığında kadın menopoz evresine geçiş yapmıştır. İçlerinde yumurta hücresi tükenen bu yapılardan az miktarda östrojen ve az miktarda testosteron salgısı ömür boyu devam eder. Kistleri daha iyi anlayabilmek için mutlaka bilmeniz gereken: Yukarıda yumurtlama ve adet kanaması anlatıldı. Bu olaya daha yakından bakacak olursak, her ay yumurtalıklardan birinde oluşan yumurta hücresi gelişimi sürecinde bu hücrenin folikül adı verilen sıvı dolu bir kesecik içinde koruma altında olduğunu görürüz. Folikül adı verilen yapı yumurtlamaya kadar geçen süreçte yaklaşık 18 milimetre çapına ulaşır ve yükselen hormonların etkisiyle en zayıf noktasından çatlayarak yumurta hücresini serbest bırakır. Kesecik daha sonra corpus luteum (sarı cisim) adı verilen yapıya dönüşerek progesteron hromonu salgılar. Folikül gelişimi ve corpus luteum oluşumu ultrasonografide (özellikle vajinal ultrasonografide) rahatlıkla izlenir. Bazı durumlarda bu yapılar gereğinden fazla büyüyerek bir kist izlenimi verirler. Ancak bir sonraki adet kanamasının bitiminden sonra bakıldığında kist sanılan bu yapıların çoğunun kaybolduğu gözlenir. KİSTLER HAKKINDA GENEL BİLGİLER Yumurtalık kistlerine üreme (doğurganlık) çağındaki kadınlarda sık rastlanır ve bu kistlerin çoğu selim tabiatlı, herhangi bir tedavi gerektirmeden kendiliğinden kaybolan oluşumlardır. FONKSİYONEL (İŞLEVSEL) KİSTLER İşlevsel kistler ya folikülün büyümeye devam etmesiyle (folikül kisti) veya oluşan sarı cisimin gerilememesiyle (Corpus luteum kisti) ortaya çıkarlar. İşlevsel kistler yumurtalıklarda üreme çağında en sık görülen kist türleridir. Folikül kistleri Yumurtlama sürecinde oluşan folikül adı verilen keseciğin aşırı büyümesiyle ortaya çıkarlar. Bu kistlerin çoğu 5 santimetre veya daha ufak çaptadır ve genellikle belirti vermezler. Folikül kistleri 1-3 adet döngüsü sonrasında kendiliğinden veya bu tür kistlerin varlığında doktor tarafından sıklıkla verilen doğum kontrol haplarının yardımıyla büzülerek kaybolurlar. Corpus luteum kistleri Folikül kistleriin aksine bu tür kistler genellikle ağrılıdırlar. Yumurtlama sonrasında normal olarak oluşan sarı cisimin (Corpus Luteum) aşırı büyümesiyle veya bu yapının içine kanama olmasıyla ortaya çıkarlar. Normalde belli bir süre sonunda ortadan kalkması gereken sarı cismin progesteron hormonu salgısına devam etmesiyle adet kanamasının gecikmesine neden olabilirler. Bu kistler folikül kistlerinden daha büyük olmaya meyillidirler ve genellikle ilk saptandıklarında bir mandalina büyüklüğünde olup takip sürecinde daha da büyüyebilirler. Folikül kistlerinde olduğu gibi kendiliğinden veya doğum kontrol hapları yardımıyla kaybolmaları mümkün olmakla beraber bu süreç folikül kistlerine göre daha uzun olabilir. ENDOMETRİOMA (ÇİKOLATA KİSTİ) Endometriozis adı verilen durum yumurtalıklar içinde oluştuğunda burada içi koyu kahverengi, eskimiş kan dolu, sıvı çikolatayı andıran görünümde bir sıvı içeren kistik oluşumlar meydana gelebilir. Endometriyozis>> POLİKİSTİK OVER HASTALIĞI (PKO) Yumurtalık kistlerinde anlatılmış olmasına karşın burada tek büyük bir kist değil çok sayıda ve milimetrik boyutlarda kistin yumurtalık içinde bulunması söz konusudur. PKO adı verilen durum herhangi bir nedenle yumurtlamanın uzun süreli olarak yarıda kalması sonucu oluşur. Her ay gelişerek çatlaması gereken folikül, gelişiminin belli bir aşamasında"takılır" ve ufak bir kist olarak yumurtalık dokusu içindeki yerini alır. Bu durum uzun süreli tekrarladığında yumurtalık içinde yan yana dizili çok sayıda kist oluşur. Bu nedenle hastalığa poli (latince: çok sayıda) kistik over (latince: yumurtalık) adı verilir. PKO>> DERMOİD KİST (TERATOM) Yumurtlama işleviyle ilgisi olmayan bir kist türüdür. İçi vücudun çeşitli dokularıyla dolu olabilir. Kistin içinde en sık cilt ve kıl yapıları görülmekle beraber, bazen diş dokusu bile görülebilir. Bu tür kistler ultrasonografide nispeten kolay tanınırlar. KİSTADENOM Yumurtalık dokusunu dıştan saran yüzey tabakasından gelişen iyi huylu tümöral yapılardır. YUMURTALIKLARDA VE BU ORGANLARA YAKIN KOMŞULUKTA OLUŞABİLEN DİĞER KİTLELER VE AYIRICI TANIDA DİKKATE ALINANLAR Yumurtalıklarda yukarıda anlatılanların dışında çok daha farklı türde selim tabiyatlı olan kistik veya solid (içi sıvı dışında bir maddeden oluşan kitle) yapılar bulunabilir. Bunlar arasında en önemlileri hormon salgılayarak salgıladıkları hormonların etkisiyle belirtilere neden olan kistler ve bazen dev boyutlara ulaşabilen"müsinöz" tipte kistlerdir. Yumurtalıklarda ultrasonografide hem kistik hem de solid görünüm arzedebilen ve çok çeşitli nedenlerle geçirilmiş enfeksiyonlara bağlı oluşan abseler görülebilir. Dış gebelik bazen yumurtalıklardan birinin yakınında bir kitle görünümü arzedebilir. Bu durumda genellikle adet gecikmesi ve ağrı söz konusu olur. Dış gebelik Yumurtalıklara yakın komşulukta yer alan Fallop tüplerinin içlerinin geçirilmiş enfeksiyonlara bağlı şişmesiyle oluşan kitleler ultrasonografide yumurtalık kisti izlenimi verebilir. Geçirilmiş jinekolojik ve diğer karın ameliyatlarında oluşan yapışıklıkların içinde sıvı birikmesi de bazen kist izlenimi verebilir. Gebelik döneminde ve özellikle de çoğul gebelik, mol gebeliği gibi gebelik hormonlarının fazlaca salgılandığı durumlarda Teka-Lutein kistleri adı verilen ve genellikle çift taraflı oluşan kistler görülebilir. Gebelik döneminde yumurtalık kistleri>> Gebelik oluşturmak için uygulanan yumurtlamayı sağlayıcı tedavilerde bir yan etki olarak yumurtalıklarda büyüme ve çok fazla sayıda kist oluşumu söz konusu olabilir. Yumurtalık kistleri söz konusu olduğunda hastanın yaşı, kistin büyüklüğü ve ultrasonografide görülen iç yapısı, tek veya çift taraflı olması gibi değişkenlere göre bazen çok geri planda, bazen ise ön planda yumurtalık kanseri de doktorun ayırıcı tanısında yer alır. NE GİBİ BELİRTİLER VERİR? Yumurtalık kistleri nispeten sık görülen oluşumlardır. Büyük çoğunluğu kadında hiçbir belirti vermez ve başka bir nedenle yapılan jinekolojik muayene esnasında tesadüfen saptanır. Belirti verdiklerinde ise bu en sık aşağıdaki gibidir: •Kasıklarda veya kasıklardan birinde ağrı •Karnın alt kısmında dolgunluk ve basınç hissi •İlişki esnasında ağrı •Adet düzensizliği veya adetlerin olağandan daha ağrılı olması, adet görememe •Çok büyük boyutlu kistlerde karında şişme veya ele kitle gelmesi •Göğüslerde dolgunluk •İdrar ve barsak şikayetleri •Kist torsiyonu (boğulması) belirtileri •Kist yırtılması (patlaması) belirtileri Torsiyon nedir? Torsiyon ya da boğulma, bir kitlenin yerçekimi ve maruz kaldığı hareket ortamının etkisiyle kendi etrafında dönerek kendi damar dolaşımını tıkamasına verilen isimdir. Damar dolaşımı tıkandığında kitlenin beslenmesi bozulacağından kitlede"dejenerasyon", yani bozulma başlar. Bu bozulma şiddetli ağrı nedeni olabileceğinden karın ağrısı yaratabilecek diğer nedenlerin (apandisit gibi) araştırılması amacıyla ameliyat gerektirebilen bir durumdur. Öte yandan boğulma sonucunda yumurtalık dokusunun da dolaşımı bozulduğundan yumurtalık dokusu işlevlerini kalıcı olarak kaybedebilir. Kistin patlaması veya yırtılması Yumurtalık kistleri büyüdükçe içlerindeki sıvının basıncı da artar. Her ne kadar basınç artmasına paralel olarak kistin duvar kalınlığı da artsa büyük kistler cinsel ilişki, egzersiz ve diğer bedeni zorlayan durumlarda yırtılabilirler. Bu yırtılma genellikle"kısa süren batıcı bir ağrı" şeklinde belirti verir ve başka bir soruna yol açmaz. Ancak yırtılma esnasında kisti besleyen büyük bir kan damarı da yırtıldığında iç kanama olabileceğinden, böyle durumlarda da ameliyat gerekebilir. NASIL TANI KONUR? Yukarıda anlatılan belirtilerden biriyle doktora başvurulduğunda yapılan jinekolojik muayenede doktorun eline kitle gelir. Tanının doğrulanması amacıyla yapılan ultrasonografide kistin tam yeri, boyutları, iç yapısı ve muhtemel tipi belirlenir. Yumurtalık dokusunda 20 milimetreden daha büyük bir içi sıvı dolu saptandığında kist şüphesi güçlenir. Kistin tıbbi değerlendirmesinde bazen ek olarak bilgisayarlı tomografi, MR gibi ek görüntüleme incelemelerine gerek duyulabilir. Yine kistin tipinin belirlenmesine yönelik olarak tümör markeri ("tümör belirteçleri" adı verilen bazı özel kan incelemelerinin yapılması gerekebilir. NASIL TEDAVİ EDİLİR Yukarıda anlatılan tanı yöntemleri kistin varlığını kesin olarak ortaya koyar, ancak yapısını ancak tahminen belirleyebilir. Kesin tanı kistin laparoskopi (kapalı ameliyat) veya laparotomi (açık ameliyat) adı verilen yöntemle çıkarılması ve patoloji uzmanı tarafından incelenmesiyle konulabilir. Kistlerin tümü ameliyat gerektirmez. Bir kistin ameliyatla çıkarılmasını gerektiren durumlar şu şekilde özetlenebilir. 1-Kistin şiddetli belirtilere neden olması veya tedaviye (doğum kontrol hapı) cevap vermemesi 2-Kistin torsiyon olma veya yırtılma (patlama) riskinin yüksek olması 3-Kistin bir yumurtalık kanseri olduğundan şüphelenilmesi. Açıklamalar:1-Yumurtalık kistleri uzun vadeli olarak şiddetli belirtilere neden olduklarında önceden gerekli incelemeler yapıldıktan sonra, planlı bir zamanda ameliyat edilirler. Torsiyon veya yırtılma gerçekleştiğinde acilen ameliyat edilirler. 2-Yumurtalık kistlerinin boyutları arttıkça içlerindeki basınç artar ve kendi etraflarında dönerek kendilerini boğmaları veya yırtılma riskleri artar. Boğulma ve yırtılma durumlarında genellikle oldukça hazırlıksız bir zamanda ve optimal olmayan acil şartlarda ameliyat gerçekleşir. Bu, yumurtalığın kaybedilme riskini artıran ve ameliyatın laparoskopi ile yapılma şansını belirgin olarak azaltan bir durumdur. Bu nedenle büyük kistlerde (genellikle 5 santimetre üzerindeki kistlerde) henüz bu tür durumlar gerçekleşmeden ameliyat edilmesi tercih edilir. 3-Özellikle çok genç kızlarda ve menopoza yakın dönemde veya menopoza girmiş kadınlarda var olan kistler doktor için oldukça rahatsız edicidir. Bu tür durumlarda ultrasonografi ve diğer görüntüleme yöntemleri ve tümör belirteçleri bir kanseri düşündürmese dahi, kesin tanının konulması için doktor genellikle ameliyat önerir. Yine herhangi bir kadında ultrasonografide ve diğer görüntüleme yöntemlerinde kistin içinde sıvı dışında solid bir komponentin de bulunması veya tümör belirteçlerinde yükselme saptanması durumunda genellikle ameliyat önerilir. YUMURTALIK KİSTLERİNİ ÖNLEMEK MÜMKÜNMÜDÜR? Yumurtalık kistleri yumurtalıklarda her ay düzenli olarak folikül adı verilen ve normal yumurtlama sürecinin bir parçası olan yapıların görüldüğü üreme çağında sıklıkla ortaya çıkar ve bu nedenle fizyolojik sürecin"abartılı" olarak işlemesi sonucunda ortaya çıkan işlevsel kistleri tümüyle önlemek mümkün değildir. Doğum kontrol hapları ise yumurtlama sürecini geçici olarak durdurduklarından bu ilaçları kullanan kadınlarda işlevsel yumurtalık kistleri çok daha az görülür. Yine bu haplar endometriyozis, polikistik over gibi hastalıkların görülme sıklığını azaltarak kadını yumurtlıklarsda oluşabilecek bu tür kitlelere karşı da korurlar. Uzun vadede doğum kontrol hapı kullanımının yumurtalık kanserine yakalanma riskini de etkili bir şekilde azalttığı bilinmektedir. EK BİLGİ : LAPAROSKOPİ Laparoskopi genel anestezi altında yapılan bir işlemdir. Göbek deliğinin hemen altından açılan bir delikten 10 milimetre çapında bir boruyla karın boşluğuna girilir ve içeriye gaz verilerek karın içinin şişmesi ve organların birbirinden uzaklaşması sağlanır. Daha sonra bu delikten bir kamera yerleştirilerek tüm iç genital organlar gözlenebilir. Gerekli durumlarda karnın alt kısımlarına açılan daha ufak deliklerden bistüri, koter, makas gibi aletler yerleştirilerek çeşitli operasyonlar da laparoskopiyle gerçekleştirilebilir. Laparoskopiyle endometriyozis, pelviste yapışıklıklar rahim ve diğer yapılardaki yapısal kusurlar tanınabilir. Laparoskopi esnasında rahim ağzından verilen boyanın Fallop tüplerinden geçişi, varsa nerede tıkanıklık olduğu daha net olarak görülür. Laparoskopi tanı dışında aynı seansta ya da farklı bir seansta tedavi için de kullanılabilir. Laparoskopiyle yumurtalık kistleri çıkartılabilir, Fallop tüplerinin uç kısımlarındaki tıkanıklıklar giderilebilir ve pelvisteki yapışıklıklar temizlenerek yumurtalıklarla Fallop tüplerinin saçakları arasındaki engel kaldırılabilir. Bu amaçla lazer, koter ya da basit bistüri tekniği kullanılabilir. MİYOMLAR Miyom, rahimin normal yapısında bulunan ve bu organın kasılmasını sağlayan düz kas dokusundan kaynağını alan iyi huylu kitleye verilen isimdir. Kimlerde miyom vardır? Her 100 kadından yaklaşık 15'inde çapı ufak veya büyük, az sayıda veya çok sayıda, belirti veren veya vermeyen miyomlara rastlamak mümkündür. Miyomlar sıklıkla 30-40 yaş grubu kadınlarda saptanırlar. Ergenlik çağından önce teorik olarak miyomlara rastlamak mümkün olmakla beraber bu durum enderdir. Miyomlar menopoz çağında vücutta östrojen hormonu salgısının azalmış olmasıyla birlikte gerileme gösterirler ve bu nedenle üreme çağında miyom tanısı almış kadınların çoğunda menopoza girdikten belli bir süre sonra miyomların hızla küçüldüğü ve hatta kaybolduğu gözlenir. Neden miyom olur? Neden bazı kadınlarda miyom gelişip diğerlerinde gelişmediği konusunda yapılan çalışmalar halen devam etmektedir. Siyah ırkta beyaz ırka göre miyom sıklığının 5 kat yüksek olması, aile içinde bir bireyin miyom tanısı alması durumunda (özellikle anne, kız kardeş veya abla gibi birinci derece akrabalarda) diğer bir aile bireyinde miyom görülme sıklığının artması, hastalığın kalıtsal yönünün güçlü olduğunu göstermektedir. Üreme çağında gelişen miyomların menopozdan sonra hızla gerilemesi de yine miyom gelişiminde östrojen hormonunun oldukça etkili bir rolü olduğunu düşündürmektedir. Gebelik döneminde artan östrojen hormonu salgısına bağlı olarak büyüme gösteren miyomların gebelikten sonra hızla küçülme eğilimi göstermesi bu görüşü doğrular niteliktedir. Miyomlar ne gibi belirtiler yapar? Miyomlar sıklıkla belirti vermezler ve başka bir nedenle yapılan jinekolojik değerlendirmede tesadüfen saptanırlar. Belirtilere neden olan miyomların yaptığı şikayetler öncelikle rahim içinde bulundukları bölgeye, sonra da büyüklük ve sayılarına bağlıdır."Submüköz" yer alan çok ufak bir miyom rahim iç tabakasını tahriş ederek düzensiz kanamalara yol açabilirken,"subseröz" yer alan portakal büyüklüğünde bir miyom hiçbir belirti vermeyebilir. Genel olarak,"submüköz" yer alan miyomların sıklıkla ara kanamalara neden olduğu söylenebilir. Yine bu yerleşimdeki miyomların rahim iç tabakasında etkili oldukları alan ne kadar büyük olursa, gebelikte düşüğe neden olma olasılıkları da o kadar artar. "İntramural" yerleşimli miyomlar ise sıklıkla adet kanamalarının uzun sürmesi şeklinde belirti verirler. Bu durum, bu miyomların rahim kasılmasınının kanamayı durdurmadaki etkinliğini azaltmasına bağlanabilir. "Subseröz" miyomlar ufak olduklarında sıklıkla belirti vermezler, ancak çok büyük olduklarında etraf dokularda yaptıkları basıya bağlı belirtiler verebilirler. Örnek olarak öne doğru büyüyen bir miyom idrar torbasına baskı yaparak sık idrara çıkma şikayetlerine neden olabilir. Yine arkaya doğru büyüyen bir miyom kalınbağırsağa baskı yaparak kabızlık şikayetine neden olabilir. Fallop tüplerine bası, bir gebe kalamama nedeni olabilir. Miyomlarda Bozulma ("Dejenerasyon" Miyomlar özellikle hızlı büyüdüklerinde kendilerini besleyen kan damarlarının yetersiz kalması sonucu dejenerasyon adı verilen yapısal değişikliklere uğrarlar. Vücutta kanla beslenmesi yetersiz olan her organda olduğu gibi bu durumun miyomlarda oluşması da ani başlayan şiddetli ağrıların hissedilmesine neden olur. Miyomların bozulmasına özellikle gebelik döneminde nispeten sık rastlanır. Miyomların Kanserleşmesi Miyomlarda kanserleşmeye çok ender rastlanır. Miyom dokularından gelişen sarkom türü kanserler oldukça kötü seyirli kanserlerdir. Miyom tanısı nasıl konur? Miyom tanısı koymak kolaydır. Miyoma özel belirtilerle doktora başvuran bir kadında yapılan jinekolojik değerlendirme (muayene ve ultrasonografi) düşük bir hata payıyla tanı koyulabilmesi için yeterlidir. Miyom tanısı konduktan sonra tedavi için nasıl bir yol izlenir? Jinekolojik muayenede miyom saptanmış olması mutlak bir ameliyat nedeni değildir ve saptanan miyomların ancak ufak bir yüzdesi için ameliyat gerekir. Genel olarak söylemek gerekirse kadının yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyecek kadar şiddetli belirti veren miyomlar ve kanserleşme eğilimi gösterip göstermediği konusunda emin olunamayan miyomlar için ameliyatla tedavi yolu tercih edilir. Menopozdan sonra ortaya çıktığı belirlenen miyomlar, kısa zamanda hızla büyüyen miyomlar, muayenede yumuşama eğilimi saptanan miyomlar ve ilk saptandıklarında çok büyük olan miyomlar için çoğu durumda ameliyat önerilir. Gebeliğin planlandığı dönemde saptanan miyomlarda, gebelik üzerinde olumsuz etki yapma ihtimalinin yüksek olduğu düşünülüyorsa, miyom veya miyomların gebelik oluşmadan ameliyatla çıkarılmaları uygun bir yaklaşımdır. Belirti vermeyen ve üstte belirtilen özellikleri taşımayan miyomlarda belli aralıklarla (genellikle 6 ay aralıklarla) yapılan takip sıklıkla yeterli olmaktadır. Takip süresi içerisinde büyümeye veya belirti yapmaya başlayan miyomlarda ameliyat tekrar gündeme gelir. Tedavi için ne gibi seçenekler vardır? Miyom nedeniyle tedavi gerektiğinde tedavi yolunu belirleyici en önemli etken çocuk arzusunun devam edip etmediğidir. Ailesini tamamlamış ve çok sayıda miyomu olan kadınlarda sıklıkla önerilen tedavi şekli rahimin tümüyle alınmasıdır. Çocuk arzusunun devam etmesi durumunda ise rahim yerinde bırakılır ve ameliyatla miyomların çıkarılması yoluna gidilir.
__________________ Konu Woody tarafından (28-09-2008 Saat 03:08 ) değiştirilmiştir.. |
| | |
![]() |
İlginizi Çekebilecek Benzer Konular | ||||
| Konu | Yazan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Adet Düzensizliği, Düzensiz Adet Ve Adet Görememe | Baby_girl | Cinsellik | 0 | 23-11-2008 23:13 |
| 25 Adet Windows Vista Teması + 48 Adet Vista Arkaplanı | Powerofdreams | Tema & Arayüz | 0 | 21-10-2008 00:00 |
| Adet Kanaması Sorunları ve Düzensiz kanamalar | Baby_girl | Kadın Sağlığı | 0 | 27-05-2008 03:29 |
| Adet sancıları | Baby_girl | Kadın Sağlığı | 0 | 16-01-2008 20:59 |
| 12.000 adet msn ifadesi | Powerofdreams | MSN İfadeleri | 1 | 06-12-2007 12:11 |
| Sağlık forumunun ADET KANAMASI SORUNLARI ve DÜZENSİZ KANAMALAR adlı konusunun Sağlık Dünyası alt forumları; ADET KANAMASI SORUNLARI ve DÜZENSİZ KANAMALAR Düzensiz Kanama Nedir? Normal bir adet kanaması düzeni olan bir kadın ortalama 28 günde ... |
| Seçenekler | |
| Stil | |