Şehitler Ölmez,Vatan Bölünmez !!! Header Right

Ana Sayfa Şifremi Unuttum Kimler Online Bölümleri Okundu Kabul Et Üye Listesi Son Konular
Geri git   Bilgi Denizi » Genel Kültür » Genel Kategoriler » Atatürk Köşesi
Kayıt ol Yardım Bölümleri Okundu Kabul Et Chat Odaları Canlı maç sonuçları Anahtar Kelimeler

Bilgi Denizi´ne Hoşgeldiniz.
Sitede Bulmak İstediklerinizi Arayarak Bulabilirsiniz
Sitede Bulmak İstediklerinizi Arayarak Bulabilirsiniz
Anahtar Kelimeler: ,

Konu Bilgileri

Atatürk ün Anıları
Ulu önder Atatürk'le ilgili herşey burada... (Atam İzindeyiz !!!)

Cevap: 0 Görüntüleme: 246
Yeni Konu aç Cevapla
 
Son konular Seçenekler Stil
Alt 01-05-2008, 00:44   #1
Woody
Admin
 
Woody - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Ruh Halim:
Standart Atatürk ün Anıları


KÖY AĞASININ SİLAHLIĞI

Arabınkini Araba, Aceminkini Aceme geri verirsek, bize uzun kollu bir Buhara hırkasından başka bir şey kalmaz

Buhara hırkasını nedense hor gösteren bu söz, Meşrutiyet devrinde sayılı birkaç dilseverin, dilimizde denemek istedikleri tasfiye (arıtma) işini, Türkçe için bir yıkım sayan ünlü bir yazarımızın sözüdür.

Dil devrimi başladığı sıralarda da aydınlarımızın çoğu bu kuruntuda idi.

Türkün anayurttan ayrıldığı zaman dil varlığını uzun kollu bir hırkaya benzetenlerin bu mantık zavallılığına Atatürk acırdı. O, Türkün her şeyine inandığı gibi dilinin de yeterliğine, enginliğine sonsuz bir inanç beslerdi. Tarihin akışını oradan oraya çevirmiş, yer yer bunca uygarlık ocakları kurmuş bir ulusun dili bu denli yoksul olabilir mi idi? diye soruyor ve sözünü aşağı yukarı şöyle tamamlıyordu: "Araplarla tanışıncaya dek Türkün devlet, hükümet, hukuk, adalet gibi uygar kavramlara; şeref, namus, insaf, vicdan gibi yüksek duygulara birer ad vermemiş olması düşünülebilir mi? Belli ki her ulusta görüldüğü üzere Türkün de tarihte gaflet anları olmuş, birçok varlıklarına ve bu arada diline de bakmaz olmuştur. Biz şimdi ulusal benliğimize kavuştuğumuz gibi öz dilimize de kavuşacağız.

Atatürk bir ulusun dil varlığı bakımından, aslında bu denli yoksul olamayacağını bir örnekle belirtmek için şu öyküyü sık sık anlatırdı:

Vaktiyle zengin bir köy ağası şehirde hamama gitmiş. Yıkanmış... Kurulanmış... Giyinmek için bohçasına el attığı zaman bir de bakmış ki silahlığından başka her şeyi çalınmış. Başlamış hamamcılardan hesap sormaya.

Hamamcılar ağanın şantaj yaptığını, yoksa çalınan çarpılan bir şey olmadığını ileri sürmüşler. Bunun üzerine o da silahlığını çıplak beline geçirerek ortaya çıkmış ve şöyle haykırmış: Görenler Allah için söylesin, ben buraya bu kılıkta gelebilir miydim?

Atatürk öyküsüne şunu da katardı:

- Ağanın hamama çıplak gelmediğine herkesin aklı yattı ama, Türkün yurdundan dilsiz çıkmadığına hala akıl erdiremeyen gafiller vardır.



A.H. PAR, M.A. ÖNEN, Atatürk'ü Anlamak, s.119-120



ZÜLÜFLÜ İSMAİL PAŞA

Antalyaya gidiş Yozgattan dönüş, kar, kış...

Çankaya Köşkünün rahat ve sıcak salonlarına dönüşte Mustafa Kemal çevresindekilere şu hikayeyi anlatır:

Biz Harbiyede öğrenci iken, okulun sobaları yanmazdı. Bütün kış, titreşir dururduk. Nihayet bir gün arkadaşlar beni müdüre çıkarmak için seçtiler. Müdür, Zülüflü İsmail Paşa adında bir saray adamı idi. Müsaade aldık, huzura çıktık; önce Padişaha sonra müdüre dualarımızı arz ettik. Nihayet, maksada geldik, işi anlatmak istedik. Ama müdür, daha ilk cümlelerde kükredi: Ne soğuğu be nankörler! Padişah nimeti gözünüze dizinize dursun. Görmüyor musunuz? Sobalar nasıl gürül gürül yanıyor. Defolun buradan! Gerçekten, müdürün sobası gürül gürül yanıyordu. Müdür, buram buram terliyordu, sıcaktan göğsünü bağrını açmıştı ve zannediyordu ki, bütün okulun sobaları da böyle yanar... Çocuklar, biz bu Çankaya Köşkünde, bazen, galiba bu Zülüflü İsmail Paşa gibi kendimizi aldatıyoruz...

İşte Mustafa Kemal sadece gerçekçi değil, özeleştiriden çekinmeyen açık sözlü bir gerçekçi idi.

Zaman zaman gerçekten, kendini çevresinde esen havaya kaptırmayan lider yoktur. Bütün liderlerin yaşamlarında bir an gelir ki, liderle gerçeklerin arasına, her liderin bilinç altında yaşayan beşeri içgüdülerinin hatta beşeri zaaflarının perdesi girebilir. Ama, gerçek lider odur ki, yapay olan, iğreti olan perdenin arkasında kalmaz ve eriyip gitmez.



Noelle ROGER, Olaylar ve Atatürk, s.39


ATATÜRK VE KÖYLÜ



Atatürk, sık sık memleketi dolaşan bir liderdi. Çiftçi ile, işçi, sanatkar, esnaf ile konuşur; memleketin derdini arar bulur, meclise getirir, milletvekillerinden, bakanlardan hesap sorardı.

İşte böyle yurt gezilerinden birinde Orta Anadoluda tarlasında çift süren bir çiftçi ile karşılaşmıştır.

- Kolay gele, bereketli ola ağa.

- Allah razı olsun bey

- Hayrola ağa, öküzün teki ne oldu?

- Devlete borcumuz vardı bey, icra kapımızı çalınca çaresiz kaldık, koca öküzü satıp borcumuzu ödedik.

- Sağlık olsun ağa diyerek konuşmasını kısa kesmiştir.

Çiftçinin adı Halil Ağa idi. Atatürkün yanındakiler, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Salih Bozok, Kılıç Ali, Hüsrev Gerede, Emir Subayı Resuhi Bey, daha birkaç yakını vardı. Yürüyorlardı. Atatürk düşünceli idi. Salih Bozoku yanına çağırdı. Salih, yarın sabah git, Halil Ağayı bul, bana getir. Benim kim olduğumu sorarsa, bizim bey seni bir kahve içmeye çağırıyor de.

Ertesi gün Salih Bozok, Halil Ağayı bulmuş Atatürkün yanına getirmiştir. Atatürk ayağa kalkarak; Buyur Halil Ağa deyip bir sandalye göstermiştir. Zamanın başbakanı İsmet İnönü de salonda bulunuyordu ve olanlardan habersizdi. Atatürk Halil Ağaya dönerek: Halil Ağa, anlat şu vergi işini bir daha demişti.

Halil Ağa, vergi borcunu, icrayı, satılan öküzünü tekrar anlattı. Atatürk kaşlarını çatarak, İsmet Paşa ve Şükrü Kayaya dönerek "Arkadaşlar, biz İstiklal Savaşını Halil Ağanın öküzünü icra yoluyla satalım diye yapmadık. Bu memlekette adaleti, vatandaşı böyle mi koruyacağız, gerekirse vergi borcu ertelenebilir. Köylünün çift sürdüğü öküzü elinden alınmaz.
Halil Ağa "Sen Atatürk Paşamsın galiba, beni bağışla, kusur ettim" diye yalvaracak oldu.

Sana güle güle Halil Ağa, sen bizim gözümüzü açtın diye Halil Ağayı ayakta uğurlamıştı. Atatürk Türk Köylüsünün borcu konusunda çok titiz davranmıştır.



Noelle ROGER, Olaylar ve Atatürk, s.41-42

ATATÜRK'TEN BİR VEFA ÖRNEĞİ


Mustafa Kemalin dostları arasında İğneciyan adında bir de Ermeni vatandaş vardı. Zengin bir kişidir. Sık sık Mustafa Kemali Şişlideki evinde ziyaret etmekte ve kendisine birçok yardımlarda bulunmaktadır.

Mustafa Kemal Anadoluya geçtikten sonra bir Ermeni örgütü ile ilgisi olduğu iddiasıyla İğneciyanı tutuklayıp Maltaya sürüyorlar. Tüm servetine el konuluyor.

İğneciyan Maltadan döndükten sonra üzerinde bir elbisesinden başka hiçbir şeyi olmayan fakir bir kişi durumundadır. Bir de kızı vardır. Yedikulede bir gecekonduya sığınmışlardır.

Atatürk zaferi kazanmış, devlet başkanı olmuştur. Devrimler için geceli gündüzlü çalışmaktadır.

Atatürk 1927de ilk kez İstanbula gelmiştir. Bu İğneciyan için iyi bir fırsattır. Hem dostunu görmek, hem de uğradığı haksızlığı anlatmak için doğruca Dolmabahçe sarayına gider. İlgili memura başvurur:

- Ben, Gazi hazretlerini görmek istiyorum.

- Sen kimsin?

- Ben İğneciyan... Gazinin eski bir dostuyum, arkadaşıyım.

Memur, İğneciyanı baştan aşağı süzer. Kılık kıyafeti pek güven verici değildir. Bir bahane uydurarak atlatır. Birkaç kez daha başvurur, fakat sonuç alamaz.

Bir gün de kızını alıp birlikte saraya giderler. O gün sarayın önünde olağanüstü bir hal vardır. Motor sesleri, sağa sola koşturan insanlar. Bu, Gazinin bir geziye çıkacağına işarettir.

Polisler ve muhafızlar oradan uzaklaşması için İğneciyana işaret ederler. O sırada Gazi de Saraydan çıkmıştır. Etrafındaki insan çemberi arasında otomobiline doğru ilerlemektedir.

O anda İğneciyanın kızı fırlayarak insan çemberini yarıp Gazinin karşısına sokulur. Gazi sorar:

- Kim bu kız?

Kız cevap verir:

- Ben İğneciyanın kızıyım.

- Nerede baban?

- Dışarıda bekliyor, sokmuyorlar...

Gazi hemen emir verir. İğneciyanı huzuruna alırlar. İki dost özlem içinde kucaklaşırlar. İğneciyan başından geçenleri anlatır. Gazinin gözleri dolu dolu olur. Emir verir. Gerekli soruşturma yapılır. İğneciyanın haklı olduğu anlaşılır ve alınan malları geri verilir.

Yıl 1938... Kasımın 12si... Atatürk;ün acı kaybına dayanamayan İğneciyan üzüntüsünden ölür.

Bu ölümlü dünyanın en güzel şeyi karşılıklı vefalardır.



Hadi BESLEYİCİ, Atamız Atatürk, s.65-66
__________________
Türkiye ve Antalya Şehidine Ağlıyor Ruhlarınız Şad Olsun. Şehit Ailelerine Allahtan Sabır Diliyorum.

Woody isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Teşekkür Edenler :
Powerofdreams (01-05-2008)
   

Yeni Konu aç Cevapla

İlginizi Çekebilecek Benzer Konular
Konu Yazan Forum Cevap Son Mesaj
Bir Subay’ın Anıları Woody Kitap özetleri 0 06-06-2008 04:21
Edebiyat Anıları Woody Kitap özetleri 0 06-06-2008 04:21
Atatürk ün Çocukluk Anıları Woody Atatürk Köşesi 3 11-04-2008 17:13
Havza Atatürk Evi,Atatürk Evi Powerofdreams Müzeler 0 30-03-2008 23:29
Alanya Atatürk Evi Müzesi,Atatürk Evi Powerofdreams Müzeler 0 30-03-2008 23:28


Atatürk Köşesi forumunun Atatürk ün Anıları adlı konusunun Genel Kategoriler alt forumları; KÖY AĞASININ SİLAHLIĞI Arabınkini Araba, Aceminkini Aceme geri verirsek, bize uzun kollu bir Buhara hırkasından başka bir şey kalmaz Buhara ...


Seçenekler
Stil


Saat: 22:42 .


Powered by vBulletin® Version 3.6.11
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0 ©2008, Crawlability, Inc. Telif Hakkı 2007 www.bilgidenizi.net
website tracker Türkiyenin En Büyük Forumlari Arts Check PageRank