![]() | ![]() |
| |||||||
![]() |
| Anahtar Kelimeler: zcan nlu |
|
![]() |
| | Son konular | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| ..:: ProGRaM ÜsTaDI ::.. ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: Feb 2008 Nerden: Mersin
Mesajlar: 2.385
Üye No:7355
Konular: 1023 Katılım: 0% Devamlılık: 50% Online Süresi: Ø Teşekkür Sayısı: 93 342 Konuda,628 Kez Teşekkür Aldı Rep Puanı: 8336722 Rep: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Özcan Ünlü ÖZCAN ÜNLÜ KİMDİR BİYOGRAFİ 1968 Ordu doğumlu... Şair ve gazeteci... Kardelen ve Kültür Dünyası dergilerinin kurucularından... Yazı ve şiirleri Mavera (ilk şiiri de 1987 yılında bu dergide yayımlandı), Türk Edebiyatı, Kültür Dünyası, Kardelen, Tepe Edebiyat, Kalem ve Onur, Bizim Külliye, Endülüs, Kum Yazıları, Hece, Ay Vakti, Yitik Düşler, Bir Nokta gibi dergilerde çıktı... İlk şiir kitabı Noktaya Şiirler'i (1988) Benden Önce (1990), Aşk Olur (1994), Korkuya Türkü (1996), Aşk Bu Kadar Yakışmamıştı Bana (1999), Teslimiyet (2001) ve Ateş Güzeli (2002) izledi. Mustafa Necati Karaer Armağanı (ortak kitap, 1997), Ünlü Şairlerin En Güzel Aşk Şiirleri Antolojisi (2000), Sevgi, Aşk ve Mutlu Evlilik (2001), Aşk Günlüğü (roman, 2002), Besbelli Yalnızlık (deneme, 2002), Savaşa Direnen Şiirler (antoloji, 2003), Aynaya Bakınca Söylenen (deneme, 2004), Biz Aşkın Çocuklarıyız (deneme, 2005), Baba Anneme Bağırma (roman, 2005), İstanbul Aşkı (derleme, 2005) diğer eserleri... Basın Konseyi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, İLESAM, Türkiye Yazarlar Birliği ve Karadeniz Yazarlar Birliği üyesi olan Ünlü'nün çeşitli kurum ve kuruluşlardan aldığı ödülleri bulunuyor. İNCELEME KİTAPLARI (1 ) DENEME KİTAPLARI (3 ) ROMAN (2 ) ŞİİR KİTAPLARI (6 ) ANTOLOJİLERİ (3 ) BİYOGRAFİ KİTAPLARI (1 ) DERLEME (1 ) Denemelerinden bir örnek AŞK. EVET! Ey sevgilim şunu bil seninle yaşıyorum Adımlarımı çözen sensin ayaklarımdan Geçiriyorum seni gururun taklarından Sende doğrulanıyor bendeki her bir yorum Sözlerimin içinden bazen çözülüyorsun Ve sana bulaşıyor ellerim neyi tutsa Ağlamaklı sesimde sanki sen gülüyorsun O güzel gözlerindir çiçeklenen umutsa (Sedat Umran) Aşk. Evet!.. Yüreğinin tozlu yollarında yürürken ayağına takılan kıymıktan ayırdet aşkı. Ya da bir gülün dikeniyle kanayan parmak ucundan sızan şeyin aşk olduğunu farket... Şizofren uykularda, gecelerde ve gündüzlerde kulağına takılan sessiz uykuların adıdır aşk. Ya da kendine rakip gördüğün bir yanılsama... Çırpınan yüreğinin sonsuz ve sorunsuz bir limana yanaşması... Şahdamarının atışından tanı aşkı: Tıpkı öncekilere benzemeyen... İçinde giderek büyüyen boşluğu dolduran şey ne ise, odur aşk. Bütün kayıpların ardından bir daha gitmemecesine gelip sana sığınan cılız fakat kudretli teslimiyettir aşk... Kendim için derken, birden ona doğru yönelmektir; onunla aynı sesi paylaşmaktır... ... Aşk. Evet! Gecelere mil çeken bir uykusuzluk nöbetinin ardından neden uyuyamadığını anlamamak ve anlatamamaktır çoğunda... Özlemenin nasıl bir özlemek olduğunu veya sevmenin nasıl bir sevmek olduğunu da... Küçük kayboluşların ardından sanki kıyametler kopacakmış gibi korkarak beklemek ve hiçbir şey yapamadan sadece düşünmek. Ayrılık otundan sürekli kaçarak dibe, en dibe, dibin de dibine sığınmaktır aşk. Yalanlar söylemektir kontrol edemediğin duygularının karşısında: - Ben mantıklıyım, esir olmam kendi dışımdaki gerçeklere diyerek... Aşk, duygunun kuvveti karşısında böylesi yalanlara inanmaktır çoğunda ama bitimsiz bir çoğalmadır içe doğru... Kibir ve gurur kulelerinden inmektir aşkın bir tanımı da: Geniş ve uçsuz-bucaksız bir ovada sonsuz bir koşuya çıkmak, tozu dumana katmaktır... Geceleri uyumamaktır, uyunduğunda bir sevgili ile paylaşmaktır en güzel düşleri. ... Aşk. Evet! Sığınmaktır aşk: Hem de sığınmanın bütün teslim oluş şartlarını kabul ederek. Yüreğe sığınmak, ele sığınmak, söze sığınmak ve bir omuza sığınmak... Kışkırtılmış hayat karşısında kendini bilmek ve yorumlamaktır aşk. Ezilmiş, kapılardan kovulmuş, hep yenilmişlerin işidir biraz da... Dünyayı elde etmeye çalışan isteklerin son bulduğu bir vadidir ve biraz da dünyadan geçmektir... Yüreğin sürgülerini bir bir açmaktır, ilk öpücüklerin şefkatiyle zangır zangır titremektir, kırılan hayat zincirlerini birlikte bağlamaktır... Ve en çok da birlikte ağlamaktır... ... Aşk. Evet! Kalbe hücum eden isyan ordularının seslerini duymadan, onların emrine girmeden ve kaçarak bu seslerin ürkütücülüğünden kendi içine dönmektir aşk... Sessizce kapatılan bir kapının ardında dünyayı yeniden keşfetmek, okyanuslara yeniden şekil vermek, insana rağmen yapılan bütün savaşları yeniden yorumlamak ve en önemlisi onurlu bir başkaldırmadır... Belki hiç açmayacağımızı düşündüğümüz kendimize ait sandığın kilidini yüce bir düş için aralamaktır. Bir sevgili karşısında dudağın kuruması, kalbin bütün eczalar hazır olsa bile onulmaz bir acıyla sınanması, kıskançlık toplarının habire yürek tellerine çarpmasıdır aşk... Aşk, kalbin üstündeki kum saatinin her gün biraz daha dolup boşalması ve her zaman seni yeni diriliklere götürmesidir. ... Aşk. Evet! Yanlış bir dünyada, yanlış insanlarla oynanan oyundan sıkılmaktır ve bu oyunu kendin için yeniden kurgulamak ve hayatın ötesinde bir platoda yeniden canlandırmaktır. Alışkanlıklarından vazgeçmektir çoğu zaman, yeni alışkanlıklarla tamamlandığına inandığın duygularını kontrol etmek, bu duyguları yaşarken yeni bir hayatın içinde olduğunu hissetmek... Aşk acıdır her zaman; yarına çıkacak bütün engellerle karşında duran fakat onlarla baş edecek gücü her zaman sana şırınga eden kutsal bir güç... Kalbindeki eski sevdaların gölgesini kazıyıp atmaktır aşk; ancak o zaman ıskaladığın hayatı yeniden anlamlandırmak ve seni yarına çıkaracak sonsuz mutluluk işaretine sarılmak denen şeyi anlarsın. Kalbindekini saklamadan söylediğin şarkıların içinde kendini bulmaktır aşk. Elinden kayıp giden ve artık yitikler arasında olduğunu bildiğin değerlerini yeniden hatırlamaktır. Sonsuz bir pencere kenarında, sana kocaman okyanustan bir elbise dikmeye çalışan sevgiliyi düşlemektir aşk... ... Evet. Aşk! Karanlık boşluklarda bir sevgili hayalinin tebessüm ettirdiği deli zamanlardan çıkma bir masaldır... Bütün kabusları, bütün ağlamaları, bütün yalnızlıkları, bütün mutsuzlukları onun büyüsüyle sonsuzluğun çukuruna atmaktır. Üstünde dolaştığın yerkürede keşfedilmemiş bir yeni zaman çağlayanı gibi gürül gürül akmasıdır içinin... En ince detayı bile düşünülmüş bir aşk romanı okumaktır... Bütün acı ve yaşanması istenmeyen gerçekler arasında kendine özgü bir yol bulup nehirler gibi akmaktır. Seni senden alıp, senden de kutsal bir yolculuğa çıkaran ilahi sırdır aşk... Aşk ki, öncesiz ve sonrasız bir teslimiyettir... Köşe yazından bir örnek 'KARINCANIN ZEVALİ GELİNCE KANATLANIR' Taşralılık, sadece coğrafi bir terim olarak kalmadığı sürece, taşralılığın getirdiği köylülük bütün üretimlerde/ ürünlerde kendini gösterir. Kendi burjuvazisini oluşturamayan milletler, 'köylü' olarak kalır ve bu köylülük sosyal hayatın bütün katmanlarında görülür. Peki, gerçek taşra ya da köylülük nedir? Zihni gelişimi, geleneğin değişmezliği olarak anlayan ve algılayan bir mantık düzeni, modern ötesi bir çağın giderek omuzlara bastığı bugünlerde şaşkınlık yaşatıyor. Dünü bugüne ve yarına bağlayan bütün değerler sistemi bilgiyle tanışmaz, bilgi bir üst sınıf kaygısı/ aracı olarak kullanılmazsa, toplumun nirengi noktasını dimdik ayakta tutmak da mümkün olmayacaktır. İşte bu noktada, edebiyat, düşünce, sanat ve akademik hayatın, zihni köylülükten kurtarılması için ciddi bir dönüşüm projesine ihtiyaç var. *** Anadolu'nun hemen her köşesinde yayımlanan onlarca dergi, sanat ve edebiyatı hapsedildikleri köylülükten kurtarabilmek adına önemli görevler üstleniyor. Yayımlandıkları illerde, toplumun sıradan ve günlük talepleri arasında yer almasa da bu dergilerden bazıları, geleceğin sosyalleşmiş insan topluluklarını evirecek nitelik taşıyorlar. Taşradan bakıldığında, merkeze girmenin ve merkezdeki kaf dağına ulaşmanın mümkün görülmediği dönemlerde -belki de bir tepki olarak- ortaya çıkan bu dergilerin çoğu, adeta birer okul olmuş ve bugün edebiyat ve sanat dünyasında önemli noktalarda duran isimlerin yetişmesini/ yetiştirilmesini sağlamıştır. Böyle de olmalıdır. Çünkü bilginin sefaleti, diğer toplumsal sefaletlerin yanında neredeyse küçük bir kıyamettir. *** Dergiler, böyle dinamik bir toplumsal yapı içinde ağırbaşlılıkları ile yönlendiricidirler; olmalıdırlar. Taşra dergilerinin kimileri bir tepki olarak ortaya çıkmış olsa bile bazıları, halihazırda, merkezde suyun başını tutmuş olanlara dahi kafa tutacak 'münderecatla' varlık kavgasına girişmiş durumdadır. Kapanan her dergi, sadece kapladığı/ kapsadığı coğrafi alan dışında kalanları da derin bir üzüntüye sevketmelidir. Yakın geçmişte, ülkenin edebiyat haritasına hatırı sayılır metinler ve imzalar kazandıran ama çıkışları gibi gidişleri de pek sessiz ve derinden olan dergiler hakkında, Sivas'ta yayımlanan Sühan'ın hazırladığı özel sayı, aslında arşivlik bir ibret belgesi. Mina, Palandöken, Karçiçeği, Gurbet Edebiyat, İpek Dili, Kırağı, İnsan Saati, Taşra, Kertenkele, Hazan, Yitik Düşler, Kum Yazıları, Polemik, Ihlamur, Irmak Yazıları, Süveyda, Martı, Rûzigâr ve daha onlarcasının öyküsü, artık sıradan hale gelmiş köylülüğe/ taşralılığa tepkinin de öyküsü aslında. Arkalarında derin izler bırakarak giden bu dergilerin yerinin doldurulamamış olması bu kaygıyı doğrular niteliktedir. *** Samsun'da yayımlanan Yolcu'nun uzun bir aradan sonra yeniden yayına başlaması, Trabzon'da Yaşar Bedri'nin kaptanlığında çıkan Mor Taka'nın ciddi bir edebiyat dergisi duruşu taşıması, Sivas'taki Sühan'ın her sayısında daha da merkeze yanaşması; yukarıda ismini andığım 'kapanmış' onlarca derginin hüznünü bir nebze olsun hafifletiyor. Yolcu'ya, Mor Taka'ya, Sühan'a ve dahi Tasfiye'ye (Tokat) ve Milcan'a (Kahramanmaraş'ta Yorum Gazetesi'nin aylık sanat eki olarak Ali Büyükçapar tarafından tek yaprak çıkarılıyor), her zaman tepeden bakan şımarık/ aristokrat (!) merkez dergilerini tedirgin etmeye başladığı için teşekkür etmek gerekiyor. Bu gelişme, kendini kentli gören ve bu yüzden Anadolu'yu giderek içine doğru çekilmeye zorlayan merkezin aklını başına almasını sağlamalı. Unutmamalı, karıncanın zevâli gelince kanatlanır... ACI TÜRKÜ Ağır ve soğuk bir şeyler yutuyorum, Doğrularak akıyorum kan ve barut arasından Anlat bana usta: Küçük bir sitem sesi mi deşiyor çığlıklarımı, Hangi dilde yağar yağmur ak saçlarıma? Unuttum çiğ kaplamış renklerini ruhumun Titrek aynalarda kendimi gördüm Sık sık ve mırıldanarak söyledim şölen türkümü Dilimin kıvrımında avutarak sözcükleri Söyle bana usta: Kan acıtır mı kapanmamış yarayı, Ve biter mi yolculuğu acının...
__________________ |
| | |
![]() |
İlginizi Çekebilecek Benzer Konular | ||||
| Konu | Yazan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Özcan KÖKNEL.Kişilik | Woody | Kitap özetleri | 0 | 05-06-2008 00:02 |
| Besim Özcan | Rap Kızı | Edebiyat | 0 | 23-02-2008 22:41 |
| Özcan Deniz (1972 - .... ) | hero0oo | Kim ? Kimdir? | 0 | 15-02-2008 10:26 |
| Özcan Deniz-Hediye | Mehmet | Müzik Genel | 0 | 14-12-2007 08:29 |
| Yeni YÖK Başkanı Özcan | Woody | Son Dakika | 0 | 10-12-2007 17:02 |
| Edebiyat forumunun Özcan Ünlü adlı konusunun Kültür alt forumları; ÖZCAN ÜNLÜ KİMDİR BİYOGRAFİ 1968 Ordu doğumlu... Şair ve gazeteci... Kardelen ve Kültür Dünyası dergilerinin kurucularından... Yazı ve şiirleri Mavera ... |
| Seçenekler | |
| Stil | |