![]() | ![]() |
| |||||||
![]() |
| Anahtar Kelimeler: nurs, said |
|

![]() |
| | Son konular | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
| Admin ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: Jul 2007 Nerden: Antalya
Mesajlar: 8.446
Üye No:1
Konular: 8302 Katılım: 48% Devamlılık: 100% Online Süresi: 3 Gün 11 Saat 35 Dakika 4 Saniye Teşekkür Sayısı: 1.580 1.118 Konuda,2.468 Kez Teşekkür Aldı Rep Puanı: 21177781 Rep: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Said Nursî (Said Kürdî, -ibni Mirza, nüfus kaydında Sait Okur) (d. 1878[1] - ö. 23 Mart 1960) İslam âlimi, Nur Cemaati adlı İslami hareketin kurucusu. 1878 yılında[2] Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğdu. Babasının adı Mirza, annesinin adı Nuriye'dir. Doğu Anadolu'da medrese eğitimi gördü[3] Risalelerinde aldığı medrese eğitimine değinmekte ve ömrü boyunca bütün tahsil hayatının toplam 3 ay olduğunu açıklamaktadır.[4] 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanından hemen önce İstanbul’a geldi. Derviş Vahdeti'nin Volkan Gazetesi'nde yazdı. İslamcı bir siyasal parti olan İttihad-ı Muhammedi Fırkası'na katıldı, merkez yönetim kurulu üyesi oldu.[5] 31 Mart Vakası'ndan sonra İttihad-ı Muhammedi Fırkası'nın ileri gelenleri ve Derviş Vahdeti ile birlikte divan-ı harpte yargılandı, Derviş Vahdeti idam edildi kendisi bir ceza almadı sürgüne gönderildi. 1909'dan itibaren hayatını Doğu Anadolu’da sürdürdü. 1911’de İstanbul’a döndü. Talebeleri ile birlikte gönüllü olarak Rusya cephesinde savaştı. 1915-1917 arasında Ruslar tarafından savaş esiri alındı. Yaklaşık 2-3 yıl esir kaldıktan sonra Ekim Devriminden sonra ülkeye (İstanbul) döndü, Darül Hikmetül İslamiye'de görev aldı. Kürt Teali Cemiyeti'ne üye oldu. 15 Şubat 1919 tarihinde sonradan Teâli-i İslâm Cemiyeti adını alan Cemiyet-i Müderrisîn'in kurucu azaları arasında yer aldı.[6] 1925 Şeyh Said Ayaklanmasından sonra tutuklandı, Eskişehir'de mahkemeye çıktı isyancılarla doğrudan bir ilişkisi tespit edilemedi ancak devletin güvenliğini ihlal ve dini siyasete alet etme suçlamasından 1 sene hapse mahkûm edildi.[7] Cumhuriyete ve çağdaş rejime karşı olduğu iddiasıyla önce Isparta yakınlarında Barla adında bir köye sürüldü. Isparta'nın ardından Eskişehir (1935), Kastamonu (1936), Denizli (1943) ve Emirdağ’a (1945) sürüldü. Risale-i Nur Külliyatı adı altında topladığı eserleri kaleme aldı. 23 Mart 1960 yılında Şanlıurfa'da vefat etti. Cenazesi önce Şanlıurfa'ya defnedildi. Daha sonra 1960 darbe yönetimince bilinmeyen bir yere taşındı. İnançsız Fikirlerle Mücadele Said Nursî bir eserinde kendi hayat tarzını şöyle özetlemiştir: "Kur'ân-ı Hakîm mürşidimizdir, üstadımızdır, imamımızdır, her bir âdabda rehberimizdir." Bu bakış açısına göre insan, Allah'ı ve İslamiyet'ı tanımak ve O'na iman ve ibadet etmek için yaratılmıştır. İlim, meşruiyet, hürriyet, dürüstlük, ümit, çalışmak, sebat gibi faziletler ise, İslam çerçevesi içinde insanın hayatına anlam veren değerlerdir. Ona göre bunlar hem dünya, hem de âhiret saadeti açısından insanın olmazsa olmaz gerçekleridir. Bu sebeple 6000 sayfayı aşan eserlerini din, iman ve fazilet üzerinde yoğunlaştırmıştır. Said Nursî, inançsız insanlara ve din dışı fikirlere özellikle dikkat çekmiş ve talebelerine ve insanlara bunlardan uzak durması ve mücadele etmesi hakkında devamlı telkinlerde bulunmuş ve yönlendirmiştir. Doğu Anadolu'ya Medrese kurma fikri Hayatının ilk dönemlerinde Bitlis ve Van yörelerinde yaşamış olmasına rağmen, Osmanlı yönetimini ve dünyayı yakından takip etmiştir. Eğitimin yeterince dine ağırlık vermediği konusundaki düşüncelerini Sultan Abdülhamid'e arz etmek üzere İstanbul'a gelmiş, selamlık töreninde belinde kaması ve yöresel kıyafetleri olduğu halde doğuda Kürtçe tedrisat yapacak bir medrese kurulması isteğini Sultan Abdülhamid'e iletmişti. İlk önce eylemi nedeniyle derdest edilip hapse atıldı daha sonra Toptaşı Akıl Hastalıkları Hastahanesine kaldırıldı ve burada 3 ay yattı..[8][9] Aynı teklifi daha sonra Sultan Reşad'a götürmüş, Doğu Anadolu'da Medresetü'z-Zehra adında hem dinî hem de müspet yani pozitif ilimlerin okutulmasını düşündüğü bir medrese kurmak için hazineden ödenek ayrılmasını önermiş ancak medrese kurulmadan ülke Atatürk'ün önderliğinde Milli Mücadele ortamına girmiştir. Esaret, Hürriyet ve İman "Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam. İman ne kadar gelişirse hürriyet de o kadar parlar. İşte asr-ı saadet!" sözleriyle dini ve milli hürriyete dair görüşlerini ifade etmiştir.Birinci Dünya Savaşında esir düşerek iki buçuk yıl Rusya'da esaret hayatı yaşamıştır. Daha sonra İstanbul'un işgalinde işgalci güçlere karşı mücadele ederek ilim adamlarını ve halkı uyarmıştır. 25 Eylül 1919 tarihinde Teâli-i İslâm Cemiyeti'ne (Cemiyet-i Müderrisîn) üye oldu. Üyesi bulunduğu cemiyetin, 26 Eylül 1919 tarihinde İstanbul'da yayınlanan İkdam gazetesinde de yayınlanan Kuva-yı Milliye ve Kurtuluş Savaşı aleyhinde beyannamesini derneğin azası olmasına rağmen, "İşgal altındaki bir yerde bulunan sorumluların verdiği fetva irade özgürlüğü bulunmadığı için mualleldir(sakat ve tutarsızdır)" gerekçesiyle karşı çıkmıştır. 1922 yılının sonunda Mustafa Kemal'in ısrarlı daveti [kaynak belirtilmeli] üzerine Ankara'ya gelmiş ve daha sonra mebuslara hitaben bir bildiri yayınlayarak yeni Türkiye'nin şekillenmesinde dini dinamiklerin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etmiştir. Hayatını üç döneme ayırmıştır: Doğumundan Risale-i Nur'u telif etmeye başlama tarihi olan 1926 yılına kadarki hayatını Eski Said, bu tarihten 1950'ye kadar olan kısmını Yeni Said, 1950'den sonraki hayatını da Üçüncü Said diye adlandırmıştır. Bu ayrımları fikri bir değişiklik değil metod değişikliği olarak tanımlamıştır[kaynak belirtilmeli]. Said Molla ile Karıştırılması Bazı yayınlarda, 1920'lerde Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi olan Sait Molla ile karıştırılmaktadır. Aralarındaki isim benzerliği, bazı yayınlarda hatalı bilgiler verilmesine yol açmıştır. Aleyhinde İngiliz ajanı olduğuna dair iddialar bulunan Molla Said'in[10] aksine Said-i Nursi, Sultan Abdülhamit karşıtı olarak bir dönem Hürriyet ve İtilaf Fırkasının muhlifi İttihat ve Terakki Partisi'ni desteklemiş ve bizzat Selanik'e giderek parti yöneticileri ile görüşmüştü.[11] Tartışmalar Said Nursî'nin hareketleri ve eserlerinin muhtevası sebebiyle birçok tartışma vuku bulmuştur. Bunların çoğunluğunda Risale-i Nur'un içeriğindeki bazı kısımların İslamî kaynaklara uygunsuz olduğu iddia edilmiştir. Örneğin Şuâlar, 534-535, Birinci Şua'da yazdıkları, Risale-i Nur'un ilhamla yazıldığı iddiasını ortaya çıkarmış ve bu fikir eleştiri toplamıştır. Her ne kadar ilham kavramı özellikle tasavvuf literatürü içerisinde İslam yazınında kendisine yer bulmuş olsa da, Kur'an'da bariz bir şekilde yer almamaktadır. Said Nursî'nin tahsili ve bilgisi de tartışma konusu olmuştur. Kur'an'da geçen kıtmir lafzını genel kabul gören karşılığı olan çekirdek zarı yerine köpek olarak çevirmesi, ömrü boyunca aldığı resmî medrese eğitiminin 3 aydan ibaret olması bu tartışmalardan bazılarıdır. Said Nursî'nin döneminin bazı önemli olayları ve kişilikleriyle ilişkileri de tartışma konusu olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk'e ima yoluyla deccâl ve sufyan dediği iddia edilmiş, 1926 yılında ilan edilen seferberliğe karşı öğrencileri ve kendisinin savaşmaktan muaf tutulması (ve gerekirse bunun için maddî ödemelerde bulunabileceği) zira kendisi ve öğrencilerinin yaptığı ilmî çalışmaların çok daha önemli olduğunu iddia etmesi tartışma konusu olmuştur. Kronoloji
__________________ |
| | |
| Teşekkür Edenler : | Woody (23-12-2007) |
| | #2 |
| Yeni Üye ![]() Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 2
Üye No:16254
Konular: 0 Katılım: 0% Devamlılık: 48% Online Süresi: Ø 0 Konuda,0 Kez Teşekkür Aldı Rep Puanı: 10 Rep: ![]() | tam tarihi hatırlamamakla birlikde aklı dengesi yerinde olmadıgı için de deliler hastenesindde 2 yıla yakın bir sure yattı said nursi kendini yeri geldiğinde peygamber ilan etti kimi zaman kendisine ayetler geldiğini soyledi akli dengesi tam olarak yerinde olmayan ve kendini peygamber goren kişidir said nursi
__________________ |
| | |